Aliya ve İslam düşüncesinin yüzleşmesi gereken sorunlar

Aliya ve İslam düşüncesinin yüzleşmesi gereken sorunlar

Eski Yugoslavya’nın 1990’lı yıllarda dağılması sonrası kurulan Bosna-Hersek Devleti’nin ilk cumhurbaşkanı olan Aliya İzzetbegoviç çağdaş İslam düşüncesi içindeki figürler arasında gerek fikriyatı ve aksiyonuyla gerekse de siyasetiyle temayüz eder. İster hayatı ve eserleriyle, isterseniz Bosna Savaşı esnasındaki dirayetli-ahlaklı tutumuyla göz önüne alınsın, “hakikat peşinde olan düşünür ve siyaset adamı” profilinin mümtaz bir örneğini temsil eden Aliya İzzetbegoviç’in düşüncelerindeki tazeleyici bakışı ve özgün yanları ele alan bir eser: Doğu Batı Arasında Ahlak. Kitap, genellikle İslam ahlak felsefesi alanındaki çalışmalarıyla bildiğimiz Hasan Hüseyin Bircan’a ait.

İzzetbegoviç’in düşüncesinde içinde yaşadığı çağın, o çağın kültür ve medeniyetinin, bu kültür ve medeniyetin arkasındaki dram ve ütopyaların etkili olduğunu kaydeden Hasan Hüseyin Bircan yine de bu düşünceyi belirleyen ayırt edici ilkenin İslam olduğunu ileri sürüyor. Çift kutuplu, Soğuk Savaş ortamındaki bir dünyada, bu dünyanın içinden edindiği tecrübelerle düşünceler üreten İzzetbegoviç’in İslam’a çağrısının özgürlük ve ahlakın birbirinden ayrılmadığı bir teori ve pratiğe çağrı olduğunun altını çizen Bircan, İzzetbegoviç’in bu çağrısının diğer Müslüman düşünür ve hareket adamlarının mücadelelerine nasıl bir katkı verdiğini de soruşturuyor.

İzzetbegoviç’in Avrupa’nın ortasında, Balkanlarda Müslüman bir toplumda yaşamasının, Müslümanlığının şuuruna vardıktan sonra kendi inanç biçimini diğer ideoloji ve dinlere karşı savunmak durumunda kalmasının, onun düşünce dünyasını zenginleştiren ve bilgi birikimini artıran önemli bir faktör olduğuna değiniyor Bircan. Marksizm, sosyalizm, Hıristiyanlık, modernizm vb. tartışma figürleri arasında onun, insanlığın sosyal, siyasal, hukuki, felsefi, hatta ekonomik sorunlara İslam’ın en azından ‘ilke olarak’ ne tür çözümler sunduğunu, iddiası ve özfarkındalığı yüksek bir söylemle savunduğunun altını çiziyor.

Kadim felsefi sorular

Aliya İzzetbegoviç’in ele aldığı meseleleri irdelerken felsefi vukufiyetinin yüksek düzeyde seyrettiğini de belirten Bircan, onun tartıştığı ve öne çıkardığı varlık, insan, ahlak, siyaset, kültür, medeniyet, özgürlük, değerler vb. sorunların aynı zamanda felsefenin kadim sorunları olduğuna işaret ederek, İzzetbegoviç’in bütün bu felsefi sorunların farkında olarak onlara aynı bakış çerçevesinde çözümler önerdiğine de dikkat çekiyor. İzzetbegoviç’in doğrudan bir ahlak felsefesi geliştirmek üzere ahlakla ilgilenmediğini ifade eden Bircan, buna rağmen İzzetbegoviç’in cevap bulmaya çalıştığı temel sorunların başında “etik bir varlık olarak insan”, “ahlakın/değerlerin kaynağı ve belirlenimi”, “özgür seçim/irade”, “seçimin motifi”, “niyetler ve amaçlar” gibi problemlerin geldiğini de belirtiyor.

Kapsamlı bir yorum

Temelde Aliya İzzetbegoviç’in en önemli eseri sayılması gereken Doğu Batı Arasında İslam kitabının ahlak felsefelerini ilgilendiren kısımlarının kapsamlı bir yorumlaması olan kitabıyla Hasan Hüseyin Bircan, çağdaş İslam düşüncesinin de bugüne kadar yüzleştiği, yüzleşmek zorunda kaldığı problemleri İzzetbegoviç’in düşünceleri dolayısıyla yeniden ele alıyor.

Şiir ile felsefe arasında antik Yunan dinleri

Platon’un özellikle Devlet diyalogunda şairleri sitesinden kovmasıyla açığa çıktığı biçimiyle şairler ile filozoflar arasında antik Yunan kültüründen bu yana gelen önemli bir çekişmenin olduğu öne sürülür. Platon diyaloglarının İngilizce’deki ünlü çevirmeni ve klasikler uzmanı James Adam’ın 20. yüzyıl başlarında verdiği derslerden oluşan kitap, şiir ile felsefe arasındaki çatışmanın antik Yunanların dinsel gelenekleri üzerindeki rekabetten kaynaklandığını ve bu geleneklerin tarihsel seyrini etkilediğini göstererek, Antik Yunan’ın ilk şairleri Homeros ve Hesiodos’tan Platon’a ve Sofistlere bu dinsel dönüşümü irdeliyor.

Antik Yunan’ın Din Öğretmenleri, James Adam, çev. Özgüç Orhan, Pinhan, 2019

Osmanlı, bilim ve  teknolojiye kapalı mıydı?

Zihnimizde öteden beri (oryantalist iddialardan beri) yerleşik kabullerin başlıcalarından biri de gerileme döneminde Osmanlı devletinin kültürel ve teknolojik yeniliklere kapalı olduğu, bu yeniliklerden mümkün mertebe kaçındığı fikridir. Osmanlı’da Bilim kitabında Miri-Shefer-Mossensohn, yaygın ve yerleşik görüşün aksine, Osmanlı toplum ve kültürünün zengin bir bilimsel hayatı mümkün kılabilecek bereketli ortamı sağladığını öne sürüyor. Ona göre Osmanlılar dışarıdan gelen icat ve buluşları kendi ihtiyaçlarına göre değiştirerek bunları geliştirmede çok başarılıydı. Kitap, bu bakımdan, Osmanlı’nın bilimle olan ilişkisinin bu devletin 600 yüz yıl sürmesini sağlayan dinamik unsurlardan biri olduğuna dikkat çekiyor.

Osmanlı’da Bilim,

Miri Shefer-Mossensohn,

çev. Kübra Oğuz, İş Bankası, 2019