" tarih " Kategorisi

  • Tarih Malazgirt ile başlar

    Tarih Malazgirt ile başlar

    Malazgirt 1071, alelade bir tarih yerine konulamaz, milat gibi görülmesinin arka planında Türkiye’nin nomosunu oluşturan temeller, yani İslam-Türk-ehli sünnet-gaza omurgası vardır. Malazgirt Savaşı üzerine Türk düşüncesinin ciddi biçimde eğildiğini söylemek çok zor. Meseleyi sadece bir muharebeye teşmil etmekten ziyade Türkiye’de düşüncenin, siyasal alanın, iktisadi arayışların, ideolojilerin yönlerini belirlemede mikyas kabul etmek gerekir.


  • Tarih ve toplum filozofuna saygıyla

    Tarih ve toplum filozofuna saygıyla

    İbn Haldun’u Platon, Aristoteles ve Galen ile başlayan, Farabi, İbn Sina ve İbn Rüşd ile devam eden ve sonrasında Montesquieu, Hume, Adam Smith ve Durkheim ile yenilenen entelektüel geleneğin bir mensubu addeden Stephen Frederi Dale, ‘İbn Haldun ve İnsan Bilimi’ adıyla Türkçeleştirilmiş kitabında onu ve şaheseri ‘Mukaddime’yi anlamaya dönük bir çaba sarfediyor.


  • Erdoğan ve Armageddon

    Erdoğan ve Armageddon

    GÜLEN’in iade edilmesini talep eden Christian Post yazısı nedeniyle o âleme mecburen konsantre olmak zorunda kaldığımdan, sosyal ve siyasi açıdan fokur fokur Türkiye aleyhtarlığının kaynadığı o dünyada ne kadar saçma ve korkunç söylemler bulunduğunu da gördüm.


  • Hristiyan Avrupa tarih olacak

    Hristiyan Avrupa tarih olacak

    Dini eğilimler konusundaki son 20 yıldaki araştırmalar, dünyada Hristiyanların oranının azaldığını, ateistlerin ve Müslümanların oranının ise arttığını gösteriyor. Geçen hafta açıklanan, 19- 29 yaşları arasındaki bireylerin katıldığı araştırmanın sonuçları ise yüz yıl içinde Hristiyanlığın Avrupa’nın temel normlarından biri olmaktan çıkacağını gösteriyor. Aynı araştırmaya göre İngiltere’deki Müslüman genç nüfusun oranı, kendisini yerleşik kilisenin mensubu olarak tanımlayan genç nüfusun oranına neredeyse eşit.


  • Kemalpaşaoğlu’nun Hayatı, Şahsiyeti ve Eserleri

    Kemalpaşaoğlu’nun Hayatı, Şahsiyeti ve Eserleri

    Dedesi olan Fâtih çağı bey ve bilgini Tokatlı Kemâl Paşa dolayısıyla Kemâlpaşazâde, Kemalpaşaoğlu veya İbn Kemâl olarak anılan büyük Osmanlı şeyhülislâmı, âlim, târihçi ve şâir. Amasya sanca-ğında şehzâde Bâyezid’in nişancı ve lalası olan babası Süleyman Bey, bu sancağın askerleriyle İstanbul’un fethinde bulunmuş tımarlı bir sancak beyidir. Bu âileden geldiği için kariyerinin başında kendisi de asker olan Kemâlpaşaoğlu hicrî 897’de (1491-92) Filibe’deki bir toplantıda müftü Molla Lûtfî’nin protokolde meşhur akıncı kumandanlarının üstünde yer aldığını görünce kalemin kılıçtan daha fazla îtibârı olduğuna kanaat getirip, askeriye sınıfından ayrılarak ilmiye sınıfına geçmiştir. Klâsik öğreniminden sonra Edirne’de, Üsküp’te, İstanbul’daki Sahn-ı Semân Medreseleri’nde müderrislik yapan âlimin asıl şöhreti, büyük asker-pâdişah Yavuz Sultan Selim’in İran üzerine yürürken istediği fetvâları hazırlamasıyla gelmiştir. Bundan sonra Edirne kadılığı ve Anadolu kazaskerliği görevlerini ssırasıyla yürüten Kemâlpaşaoğlu, Yavuz Sultan Selim’in Mısır seferinde de bulunmuştur.


  • Piri Reis’in Hayatı, Şahsiyeti ve Eserleri

    Piri Reis’in Hayatı, Şahsiyeti ve Eserleri

    İlk Paşa sancağının merkezi ve Osmanlı denizciliğinde kaptan paşaların tahtı olarak bilinen Gelibolu’da doğan ve buraya Lârende’den göç eden bir âileden gelen Pîrî Reis, eseri Kitâb-ı Bahriye’de de belirttiği gibi (“Birâderzâde-i merhûm Reîs Gâzî Kemal Pîrî Reis bin el-Hac Mehemmed”), bir başka Türk denizcisi olan Kemal Reis’in kardeşi Hacı Mehmed’in oğludur. 1481’den îtibâren yanına yeğenini de alarak Akdeniz’de korsanlık yapan Kemal Reis’le sergüzeştlerine, kaleme aldığı meşhûr Kitâb-ı Bahriye’de, “Birlikte Akdeniz’i gezerek nice din düşmanının bağrını ezdiklerini ve Sultan Bâyezid’in (II) emriyle devlet hizmetine girdiklerini” söylemek sûretiyle değinmiştir.


  • Fuzuli’nin Hayatı, Şahsiyeti ve Eserleri

    Fuzuli’nin Hayatı, Şahsiyeti ve Eserleri

    Kerbelâ doğumlu büyük Türk şâiri. Âşık Paşa Bağdatlı olduğunu söylerken bütün vilâyeti kastetmiş olmalı ki ilâveten “Ol cânibde olan şu’arânun üstâdıdur” demesinden istidlâlen bu anlaşılabilir. Akkoyunlu Türkmenlerinin mensup ol-duğu Bayat boyundandır. Farsça dîvânına yazdığı mukaddimede Türkçe şiirlerinden bahis açarak, Türk zariflerine Türkçe’nin güzel sözleriyle fayda vermenin kendisi için zor olmadığını; zîrâ bunun aslî selîkasına muvâfık düştüğünü belirtmesi ana dilini ortaya koyan güzel bir örnek teşkîl eder.


  • Mimar Sinan’ın Hayatı, Şahsiyeti ve Eserleri

    Mimar Sinan’ın Hayatı, Şahsiyeti ve Eserleri

    Vakfiyesinde ayn-ı âyân-ı mühendisîn , zeyn-i erkân-ı müessisîn , üstâd-ı esâtizeti’z-zemâni , reis-i cehâbizeti’d-devrân , Öklidi’l-asr ve’l-evân , mîmâr-ı sultânî , muallim-i hâkânî olarak vasfedilen Osmanlı – Türk mîmârîsinin büyük üstâdı, ser-mîmârân-ı hassâ Koca Sinan, Kayseri’nin Ağırnas köyünde bir Ortodoks Türk âilesinin çocuğu olarak dünyaya gelmiş, Sultan Selim devrinde devşirilerek Yeniçeri Ocağı’na alınmıştır.


  • Ebussuud Efendi’nin Hayatı, Şahsiyeti ve Eserleri

    Ebussuud Efendi’nin Hayatı, Şahsiyeti ve Eserleri

    Hoca çelebi, allâme-i küll, ikinci Ebû Hanîfe ve hocası Kemâlpaşaoğlu’nun el-muallimü’l-evvel unvanına nisbetle el-muallimü’s-sânî gibi unvanlarla anılan büyük Türk hukukçusu ve devlet adamı Ebûssuûd Efendi İstanbul yakınlarındaki Meteris köyünde doğmuştur. Âilesi İskilipli olan Ebûssuûd’un dedesinin babası, Uluğ Bey’in doğancıbaşısı olan Mehmed Kuşçu’dur ve onun oğulları, biri anne tarafından diğeri baba tarafından Ebûssuûd’un dedesi olan Mustafa İmâdî ve meşhur matematikçi – astronom Ali Kuşçu’dur. Mustafa İmâdî’nin oğlu Yavsı Muhiddin Mehmed, amcası Ali Kuşçu’nun kızı Sultan Hatun’la evlenmiş, bu evlilikten Ebûssuûd doğmuştur.


  • Taşköprülüzade’nin Hayatı, Şahsiyeti ve Eserleri

    Taşköprülüzade’nin Hayatı, Şahsiyeti ve Eserleri

    Bursa doğumlu, aklî ve naklî ilimlerde uzman, ansiklopedist âlim. İlk derslerini, doğduğunda Ankara’da olan ve 12 -13 yaşlarındayken kendisini bu şehre getiren babasından almıştır. Amcasından Arapça dersleri alarak tahsilini sürdüren Taşköprü-lüzâde, 1525 – 1539 yılları arasında Dimetoka, İs-tanbul, Üsküp ve Edirne’de çeşitli medreselerde müderrislik yaptıktan sonra son olarak Sahn-ı Semân müderrisliğine getirilmiş, 1545’te Bursa kadılığına tâyin edilip yaklaşık 10 sene bu görevi deruhte ettikten sonra gözleri görmez hâle gelince bu vazifesini bırakarak kalan ömrünü ders vermek ve eser telif etmekle geçirmiştir.


  • Karacaoğlan’ın Hayatı, Şahsiyeti ve Eserleri

    Karacaoğlan’ın Hayatı, Şahsiyeti ve Eserleri

    Doğduğu yer, yaşadığı dönem, şiirleri ve öldüğü yer konusunda pek çok ihtilâf olan şöhretli Türk halk şâiri. Araştırmacılar genellikle şiirlerine 17. asır cönklerinde rastlandığı için bu asırda yaşamış olabileceğini öne sürmüşlerdir; fakat cönklere şiir kaydedilmesi geleneğinin daha önceki asırlarda pek bulunmaması ve bahsedilen asırda yaygınlık kazanması bu geniş tarihlemenin bir alt terminus (sınır) kabûl edilemeyeceğini düşündürmektedir.


  • Pir Sultan Abdal’ın Hayatı, Şahsiyeti ve Eserleri

    Pir Sultan Abdal’ın Hayatı, Şahsiyeti ve Eserleri

    Alevî – Bektaşî geleneğinin yedi büyük şâirinden biri kabûl edilen Pir Sultan Abdal, “Mağrıptan çıkar görünü görünü / Kimse bilmez evliyanın sırrını / Koca Haydar şâh-ı cihân torunu / Ali nesli güzel imam geliyor” dörtlüğünden anlaşıldığı gibi, Şeyh Haydar’ın torunu ve Şah İsmâil’in oğlu olan Şah Tahmasb’ın zamânında yaşamıştır. Sivas’ın Banaz köyünde doğan ve “İsmim Koca Haydar aslım Yemen’de” mısrâından aslen Yemenli ve isminin Haydar olduğunu anladığımız Pîr Sultan’ın Hz. Peygamber soyundan gelen bir seyyid olduğu da hemen her din ulusunda gördüğümüz gibi söylenegelmiştir.


  • Necati Bey’in Hayatı, Şahsiyeti ve Eserleri

    Necati Bey’in Hayatı, Şahsiyeti ve Eserleri

    Dîvân edebiyâtının ilk özgün şâirlerinden biri olan ve Bey unvânı muhtemelen Manisa sancağına çıkarılan Şehzâde Mahmud’un nişancılığını deruhte ettiği için kendisine tevcih edilen Necâtî’nin asıl adı İsâ veya başka bir rivâyete göre Nuh’tur. Kaynaklar şöhretini Kastamonu’da kazandığı ve burada hat sanatı ile uğraştığı bilgisini aktarmışlardır. Şâir, Fâtih döneminde İstanbul’a gelmiş, sultâna sunduğu şiirlerle onun takdîrini kazanarak Dîvân kâtibi olmuştur. Bununla birlikte kendisini asıl ortaya koyduğu dönem, (II.) Bâyezid dönemidir. Sultânın kişisel himâyesini gören şâir, evvelâ Şehzâde Abdullah’ın mâiyetinde Konya’ya giderek onun Dîvân kâtibi olmuş, şehzâdenin 1483’te ölümü sonrasında İstanbul’a dönüp burada ricâl-i devlete kasideler yazarak 20 yıl geçirmiştir.


  • Sinan Paşa’nın Hayatı, Şahsiyeti ve Eserleri

    Sinan Paşa’nın Hayatı, Şahsiyeti ve Eserleri

    Türkçe nesrin önde gelen temsilcilerinden ve Fâtih devrinin en etkili âlimlerinden olan Sinan Paşa, muhtemelen Bursa’da doğmuştur. Dedesi, Sivrihisar kadısı Celâleddin Efendi, babası ise İstanbul’un ilk kadısı olan Hızır Bey’dir. Bâzı rivâyetlere nazaran Hızır Bey’in, Nasreddin Hoca’nın soyundan geldiği kabûl edilmesine rağmen M. Tulum’un da belirttiği gibi, “Nasreddin Hoca hakkındaki bilgilerimizin bu kabûle destek verecek yeterlikte olmadığını söylemeliyiz.” Sinan Paşa’nın annesi de ünlü âlim Molla Yegân’ın kızıdır. Babası Hızır Bey, Fatih Sultan Mehmed’in dâvetiyle İstanbul’a geldiğinde on üç on dört yaşlarında olan Sinâneddin Yusuf, bu târihten sonra devrin Molla Gürânî, Hocazâde, Molla Hüsrev gibi büyük şahsiyetlerinin ve Fatih’in İstanbul’u fethederek açtığı çığırın şehre çektiği başka pek çok İslâm âliminin ilmî halkası içerisinde yetişmiş, onlarla temas içinde olmuştur.


  • Ali Şir Nevai’nin Hayatı, Şahsiyeti ve Eserleri

    Ali Şir Nevai’nin Hayatı, Şahsiyeti ve Eserleri

    Zengin ve asîl bir âilenin çocuğu olan Ali Şir Nevâî evvelâ babasının vesilesiyle Timurlulardan Ebû’l Kâsım Bâbür’ün himâyesine girmiş, sultânın teveccühüne mazhâr olarak onun tarafından “Oğlum” hitabıyla iltifat görüp takdir edilmiştir. Aynı himâyeyi gören ve kendisi gibi bir sanatkâr olan Timurlu hükümdârı Hüseyin Baykara’nın mühürdârı, dîvân beyi ve nedîmi olmakla birlikte bir hattat, ressam, mûsikîşinas, kat’ ve tezhip konusunda bilgili büyük bir şâirdir. Türk târihinin ricâl-i devlet galerisinde bu özellikleri ve tesîri altında kalan geniş bir şâirler topluluğu ile edebiyatımıza büyük katkı sağlamış, büyük İranlı sanatçıların eserleriyle boy ölçüşebilecek Türkçe dîvânlarıyla ve Şapolyo’nun tâbiriyle “Türk edebiyatına insanı hayran eden parçalar” bırakmak sûretiyle dilimizin şahrâhında büstü yükselen en seçkin sîmâ olmuştur.


  • Şeyh Hamdullah’ın Hayatı, Şahsiyeti ve Eserleri

    Şeyh Hamdullah’ın Hayatı, Şahsiyeti ve Eserleri

    “Şeyh, ibnü’ş-şeyh, kıbletülküttâb, kutbülküttâb, şeyhürrâmiyân” gibi sanatını yüceltici unvanlarla anılan hat üstâdı ve Osmanlı hat sanatının en büyüklerinden kabûl edilen ekol kurucu sanatkâr. Şeyh Hamdullah, Sühreverdiyye şeyhi Mustafa Dede’nin torunudur ve 16. asrın önemli entelektüellerinden Gelibolulu Mustafa Âlî’nin hat sanatçılarını ele aldığı Menâkıb-ı Hünerverân’dan öğrendiğimize göre Sultan Bâyezid (II.) devrinde Anadolu’ya gelmiştir: “Şeyh Hamdullah Sultan Bayezid Han bin Mehmed Han zamanında Rum’a gelüb arpalık zeâmetle otuz akçe yevmiye vazifeye mutasarrıf olup husûsa merhûm Sultan Bayezid Han’ın musâhib-i mahremi idi ve vezirlerine mahsûs olan yakınlığını ona da gösterirdi. Mısır fatihi Sultan Selim Han zamanında vefat eyledi ve Osmanlı ülkesindeki bütün hattatlar ona duydukları saygıyı başkalarına göstermemişler” dir.


  • Hocazade’nin Hayatı, Şahsiyeti ve Eserleri

    Hocazade’nin Hayatı, Şahsiyeti ve Eserleri

    Bursa doğumlu olan ve tüccarların o dönemde “hoca” olarak çağrılması dolayısıyla tüccar babasına nisbetle Hocazâde adıyla ünlenen kelâm âlimi ve kazasker. Ayasuluk Çelebisi Mehmed’den usûl, meânî ve beyân dersleri alan, ardından Bursa Sultâniye Medresesi’nde ilim tahsilini sürdürüp hocası tarafından (II.) Murad’a takdim edildikten sonra sırasıyla kadı ve müderris olarak tâyin edilen Hocazâde Fâtih Mehmed’in âlimler heyeti içinde de yer almış, hatta Sultan tarafından özel hocası olarak tâyin edilerek kendisine sarf dersleri vermiştir.


  • TEOLOJİNİN MİTEOLOJİDEN ARINDIRILMASI

    TEOLOJİNİN MİTEOLOJİDEN ARINDIRILMASI

    Son yıllarda ülkemizin pek çok ilahiyat fakültesinde çok değerli doktora çalışmaları yapılmıştır. Bu çalışmalar neticesinde din büyük ölçüde efsanelerden, hurafelerden arındırılmıştır. Hızır’dan tutun da Rical’ul-Gayb denilen masal kahramanlarına kadar! İnsanın ruhunun olmadığı, bugünkü ruh anlayışımızın İslami olmadığı, Yunan Ruhçu filozoflardan bizlere intikal ettiği sözkonusu bu akademik çalışmalar ile ortaya çıkarılmıştır.  Erkan Yar’ın Ruh-Beden İlişkisi Açısından İnsanın Bütünlüğü Sorunu, Mehmet Dalkılıç’ın İslam Mezheplerinde Ruh, Caner Taslaman’ın teistik bir kelam için ruh-beden dualitesine gerek olmadığına dair çalışmaları bu konuda paradigmal değişimlere yol açmıştır.


  • Kaygusuz Abdal’ın Hayatı, Şahsiyeti ve Eserleri

    Kaygusuz Abdal’ın Hayatı, Şahsiyeti ve Eserleri

    Türkler arasında, bilhassa Azerbaycan ve Doğu Anadolu Türkleri’nde bir şahıs adı olarak da yaygın kullanılan abdal kelimesi daha çok Anadolu ve Rumeli’de başıboş dolaşan derviş zümrelerini veya bilhassa Kalenderî dervişlerini içermektedir. Bir tasavvuf terimi olarak 9. asırdan bu yana bilinen, 13. asırdan îtibâren İranlı ve Türk şâirlerin eserlerinde geçen bu kelime Fuad Köprülü’ye göre daha ziyâde ricâl-i gayb nazariyesiyle ilgili gibidir. Üçler, yediler, kırklar, kutup ve abdallar gibi adlarla anılan ve Allah tarafından dünyanın düzenini korumak üzere seçilen bu görünmeyen uluların, evliya ve sûfî zümrelerinin hayatları hakkındaki bilgiler de menkıbevi bir nitelik arz eder. Bu zümrelerin Türkiye Selçuklularının yıkılış döneminde, 1240’taki Babâîlik isyânıyla siyâsî ve toplumsal bir hercümerce sebep oldukları, burada dağılan bazı unsurlarının da bilhassa Osmanlı’nın kuruluşunda faal bir rol oynadıkları ve özellikle Bektâşîliğin bir tarîkat olarak teessüsünden îtibâren bu zümrenin içinde eridikleri düşünülmektedir. Bu bâtınî meşrepli hareketlerin 14 – 15. asırdaki temsilcilerinden birisi de pîri Abdal Musa’yla birlikte Bektâşîliliğin ulularından biri hâline dönüşmüş olan Kaygusuz Abdal’dır. Dr. Rıza Nur’un Ahmed Sırrı Baba’dannaklettiğine göre Kaygusuz’un pîri Abdal Musa ve Hacı Bektaş, amca çocuklarıdır.


  • Uluğ Bey’in Hayatı, Şahsiyeti ve Eserleri

    Uluğ Bey’in Hayatı, Şahsiyeti ve Eserleri

    Devletşâh’ın tezkîresinde kendisinden “Adâletli, bilgili, kahhâr ve himmet sahibi bir padişah idi. Yıldızlar ilmindeki derecesi yüksekti. Bu ilmin inceliklerine vâkıftı. Âlimlere çok hürmet ederdi. Onun zamanında ilim ve fazilet sahiplerinin mevkii çok yüksek idi. Kendisi hendese ve heyet ilimlerini çok iyi bilirdi. Âlim ve fâzıllar İslâm devrinde ve hatta İskender-i Zü’lkarneyn zamanından şimdiye kadar geçen müddet içinde onun gibi bir padişâhın saltanat tahtına oturmadığında müttefiktirler.” diyerek tebcil ettiği, Timur soyunun en ışıltılı mensuplarından birisi ve Timur’un küçük oğlu Muiniddin Şahruh’un oğluydu. Babası tarafından, 1409’da Semerkand merkez olmak üzere bütün Mâverâünnehir’in idâresi kendisine verilmiş, yaklaşık 40 yıl boyunca bu geniş sâhada emîr olmuştur.