" Hayatî " Kategorisi


  • Nefi’nin Hayatı, Şahsiyeti ve Eserleri

    Aslen Erzurum Hasankaleli ve asıl adı Ömer olan şâirin babası, Kırım hanlarının hizmetinde bulunmuştur ve o da şâirdir. Nef’î mahlası kendisine, hâmisi Gelibolulu Mustafa Âlî tarafından verilmiştir. İstanbul’a (I.) Ahmed’in saltanat döneminde gelen, ondan sonraki Genç Osman, (I.) Mustafa ve (IV.) Murad dönemini idrâk eden şâir, asıl şöhretine bu sonuncu Yavuzmeşrep pâdişah zamanında erişmiş ve onun musâhibi olmuştur; öyle ki pâdişah tarafından çok sevildiği gibi, şiir vâdisinde de çok methedilen ve kendi şâirlik değerinin Nef’î’den düşük olduğunu, şiir âleminin sultânı olan Nef’î’nin tâbii olduğunu belirten sultânın himâyesi olmasa, yaşadığı dönemin pek sert dilli heccavı olan Nef’î’nin çok daha önce katledilmesi muhakkaktı.


  • Hezarfen Ahmed Çelebi’nin Hayatı, Şahsiyeti ve Eserleri

    Lakabı olan ve “bin ilim” anlamına gelen hezârfen’den, pek çok uğraşı olduğunu çıkarabileceğimiz Ahmed Çelebi hakkındaki tek kaynak, Evliya Çelebi’nin meşhûr Seyâhatnâme’sidir ve burada “İbtidâ Okmeydânı minberi üzre yıldız rûzgarı şiddetinde kartal kanatlarıyla sekiz tokuz kere eflâkde pervâz ederek ta’lîm edüp ba’dehu Sultân Murâd Han, Sarâyburnu’nda Sinânpaşa köşkünden temâşâ ederken Galata kulesinin tâ zirve-i a’lâsından Ahmed Çelebi lodos rûzgârıyla uçup Üsküdar’da Doğancılar meydânına düşdüğü müsbettir. Ba’dehu Murâd Hân bir kîse altun ihsân edüp Hezârfen Ahmed Çelebi’yi Cezâyir’e nefy-i ebed edüp anda merhûm oldu. Ahmed Çelebi hakkında Murâd Hân, bu âdemden pek havf edecekdir kim her ne murâd edinse elinden gelir, deyü nefy etdi” ifâdeleriyle kayıtlıdır. Okmeydanı’nda tâlimlerini gerçekleştirip Galata Kulesi’nden Üsküdar’daki Doğancılar meydanına kadar olan yaklaşık 3,5 kilometrelik mesâfeyi kendi tasarladığı kanatlarla geçtiği rivâyet edilen bu Türk bilgini, aynı kaynakta yer alan yukarıdaki kayıtlardan anladığımıza göre bu işi başarması sebebiyle evvelâ kendisine bir kese altın ihsân edilip âhiren korkulacak bir kişi olarak görüldüğünden Cezâyir’e sürülmüş ve orada ölmüştür.



  • Gelibolulu Mustafa Ali’nin Hayatı, Şahsiyeti ve Eserleri

    Abdullah’ın oğlu ve birtakım ikincil kanıtlara göre Boşnak kökenli olan Mustafa Âlî, 1556 – 1560 yıllarında Haseki Sultan ve Sahn-ı Semân medreselerinde Ebûssûd Efendi’nin oğlu Şemseddin Ahmed’in öğrencisi oldu. Bu dönemde, gelecek vaat eden genç şâirlerle birlikte ders gören ve edebiyat meclislerinde bulunan Âlî, ilmiye yolunda ilerlemek yerine bâzı şöhretli örneklerin de yaptığı gibi kalemiyeye geçmeyi tercih etmiş ve Mihr ü Mâh adlı manzum yapıtını sunduğu Şehzâde Selim tarafından 1561’de dîvân kâtipliğine alınmıştır. Cornell Fleischer’ın, onun hakkında kaleme aldığı muhteşem biyografide bir kariyerist olarak resmedilen Âlî’nin ilmiye sınıfından ayrılmasında şüphesiz bu özelliği belirleyici olmuştur. 16. asırda yeni biçimlenen bir bürokratik silk olan kalemiyede yükselmek, katı ilmiye hiyerarşisinde bir yerlere ulaşmaktan daha kolaydı.


  • Sedefkar Mehmed Ağa’nın Hayatı, Şahsiyeti ve Eserleri

    Mîmar Sinan’dan sonra hakkında yazılı bir biyografi bulunan ikinci mîmâr, bugün târihî yarımadanın en önemli mimarlık anıtlarından biri olarak Ayasofya’nın karşısında yer alan ve turistlerin elliden fazla kompozisyonu içeren 21 binden ziyâde çini ve kalem işlerinden ötürü Blue Mosque (Mavi Cami) olarak tanıdıkları altı minâreli Sultan Ahmed Külliyesi’ni inşâ eden Sedefkâr Mehmed Ağa’dır.


  • Kemalpaşaoğlu’nun Hayatı, Şahsiyeti ve Eserleri

    Kemalpaşaoğlu’nun Hayatı, Şahsiyeti ve Eserleri

    Dedesi olan Fâtih çağı bey ve bilgini Tokatlı Kemâl Paşa dolayısıyla Kemâlpaşazâde, Kemalpaşaoğlu veya İbn Kemâl olarak anılan büyük Osmanlı şeyhülislâmı, âlim, târihçi ve şâir. Amasya sanca-ğında şehzâde Bâyezid’in nişancı ve lalası olan babası Süleyman Bey, bu sancağın askerleriyle İstanbul’un fethinde bulunmuş tımarlı bir sancak beyidir. Bu âileden geldiği için kariyerinin başında kendisi de asker olan Kemâlpaşaoğlu hicrî 897’de (1491-92) Filibe’deki bir toplantıda müftü Molla Lûtfî’nin protokolde meşhur akıncı kumandanlarının üstünde yer aldığını görünce kalemin kılıçtan daha fazla îtibârı olduğuna kanaat getirip, askeriye sınıfından ayrılarak ilmiye sınıfına geçmiştir. Klâsik öğreniminden sonra Edirne’de, Üsküp’te, İstanbul’daki Sahn-ı Semân Medreseleri’nde müderrislik yapan âlimin asıl şöhreti, büyük asker-pâdişah Yavuz Sultan Selim’in İran üzerine yürürken istediği fetvâları hazırlamasıyla gelmiştir. Bundan sonra Edirne kadılığı ve Anadolu kazaskerliği görevlerini ssırasıyla yürüten Kemâlpaşaoğlu, Yavuz Sultan Selim’in Mısır seferinde de bulunmuştur.


  • Piri Reis’in Hayatı, Şahsiyeti ve Eserleri

    Piri Reis’in Hayatı, Şahsiyeti ve Eserleri

    İlk Paşa sancağının merkezi ve Osmanlı denizciliğinde kaptan paşaların tahtı olarak bilinen Gelibolu’da doğan ve buraya Lârende’den göç eden bir âileden gelen Pîrî Reis, eseri Kitâb-ı Bahriye’de de belirttiği gibi (“Birâderzâde-i merhûm Reîs Gâzî Kemal Pîrî Reis bin el-Hac Mehemmed”), bir başka Türk denizcisi olan Kemal Reis’in kardeşi Hacı Mehmed’in oğludur. 1481’den îtibâren yanına yeğenini de alarak Akdeniz’de korsanlık yapan Kemal Reis’le sergüzeştlerine, kaleme aldığı meşhûr Kitâb-ı Bahriye’de, “Birlikte Akdeniz’i gezerek nice din düşmanının bağrını ezdiklerini ve Sultan Bâyezid’in (II) emriyle devlet hizmetine girdiklerini” söylemek sûretiyle değinmiştir.


  • Fuzuli’nin Hayatı, Şahsiyeti ve Eserleri

    Fuzuli’nin Hayatı, Şahsiyeti ve Eserleri

    Kerbelâ doğumlu büyük Türk şâiri. Âşık Paşa Bağdatlı olduğunu söylerken bütün vilâyeti kastetmiş olmalı ki ilâveten “Ol cânibde olan şu’arânun üstâdıdur” demesinden istidlâlen bu anlaşılabilir. Akkoyunlu Türkmenlerinin mensup ol-duğu Bayat boyundandır. Farsça dîvânına yazdığı mukaddimede Türkçe şiirlerinden bahis açarak, Türk zariflerine Türkçe’nin güzel sözleriyle fayda vermenin kendisi için zor olmadığını; zîrâ bunun aslî selîkasına muvâfık düştüğünü belirtmesi ana dilini ortaya koyan güzel bir örnek teşkîl eder.


  • Mimar Sinan’ın Hayatı, Şahsiyeti ve Eserleri

    Mimar Sinan’ın Hayatı, Şahsiyeti ve Eserleri

    Vakfiyesinde ayn-ı âyân-ı mühendisîn , zeyn-i erkân-ı müessisîn , üstâd-ı esâtizeti’z-zemâni , reis-i cehâbizeti’d-devrân , Öklidi’l-asr ve’l-evân , mîmâr-ı sultânî , muallim-i hâkânî olarak vasfedilen Osmanlı – Türk mîmârîsinin büyük üstâdı, ser-mîmârân-ı hassâ Koca Sinan, Kayseri’nin Ağırnas köyünde bir Ortodoks Türk âilesinin çocuğu olarak dünyaya gelmiş, Sultan Selim devrinde devşirilerek Yeniçeri Ocağı’na alınmıştır.


  • Ebussuud Efendi’nin Hayatı, Şahsiyeti ve Eserleri

    Ebussuud Efendi’nin Hayatı, Şahsiyeti ve Eserleri

    Hoca çelebi, allâme-i küll, ikinci Ebû Hanîfe ve hocası Kemâlpaşaoğlu’nun el-muallimü’l-evvel unvanına nisbetle el-muallimü’s-sânî gibi unvanlarla anılan büyük Türk hukukçusu ve devlet adamı Ebûssuûd Efendi İstanbul yakınlarındaki Meteris köyünde doğmuştur. Âilesi İskilipli olan Ebûssuûd’un dedesinin babası, Uluğ Bey’in doğancıbaşısı olan Mehmed Kuşçu’dur ve onun oğulları, biri anne tarafından diğeri baba tarafından Ebûssuûd’un dedesi olan Mustafa İmâdî ve meşhur matematikçi – astronom Ali Kuşçu’dur. Mustafa İmâdî’nin oğlu Yavsı Muhiddin Mehmed, amcası Ali Kuşçu’nun kızı Sultan Hatun’la evlenmiş, bu evlilikten Ebûssuûd doğmuştur.


  • Taşköprülüzade’nin Hayatı, Şahsiyeti ve Eserleri

    Taşköprülüzade’nin Hayatı, Şahsiyeti ve Eserleri

    Bursa doğumlu, aklî ve naklî ilimlerde uzman, ansiklopedist âlim. İlk derslerini, doğduğunda Ankara’da olan ve 12 -13 yaşlarındayken kendisini bu şehre getiren babasından almıştır. Amcasından Arapça dersleri alarak tahsilini sürdüren Taşköprü-lüzâde, 1525 – 1539 yılları arasında Dimetoka, İs-tanbul, Üsküp ve Edirne’de çeşitli medreselerde müderrislik yaptıktan sonra son olarak Sahn-ı Semân müderrisliğine getirilmiş, 1545’te Bursa kadılığına tâyin edilip yaklaşık 10 sene bu görevi deruhte ettikten sonra gözleri görmez hâle gelince bu vazifesini bırakarak kalan ömrünü ders vermek ve eser telif etmekle geçirmiştir.


  • Karacaoğlan’ın Hayatı, Şahsiyeti ve Eserleri

    Karacaoğlan’ın Hayatı, Şahsiyeti ve Eserleri

    Doğduğu yer, yaşadığı dönem, şiirleri ve öldüğü yer konusunda pek çok ihtilâf olan şöhretli Türk halk şâiri. Araştırmacılar genellikle şiirlerine 17. asır cönklerinde rastlandığı için bu asırda yaşamış olabileceğini öne sürmüşlerdir; fakat cönklere şiir kaydedilmesi geleneğinin daha önceki asırlarda pek bulunmaması ve bahsedilen asırda yaygınlık kazanması bu geniş tarihlemenin bir alt terminus (sınır) kabûl edilemeyeceğini düşündürmektedir.


  • Pir Sultan Abdal’ın Hayatı, Şahsiyeti ve Eserleri

    Pir Sultan Abdal’ın Hayatı, Şahsiyeti ve Eserleri

    Alevî – Bektaşî geleneğinin yedi büyük şâirinden biri kabûl edilen Pir Sultan Abdal, “Mağrıptan çıkar görünü görünü / Kimse bilmez evliyanın sırrını / Koca Haydar şâh-ı cihân torunu / Ali nesli güzel imam geliyor” dörtlüğünden anlaşıldığı gibi, Şeyh Haydar’ın torunu ve Şah İsmâil’in oğlu olan Şah Tahmasb’ın zamânında yaşamıştır. Sivas’ın Banaz köyünde doğan ve “İsmim Koca Haydar aslım Yemen’de” mısrâından aslen Yemenli ve isminin Haydar olduğunu anladığımız Pîr Sultan’ın Hz. Peygamber soyundan gelen bir seyyid olduğu da hemen her din ulusunda gördüğümüz gibi söylenegelmiştir.


  • Kaygusuz Abdal’ın Hayatı, Şahsiyeti ve Eserleri

    Kaygusuz Abdal’ın Hayatı, Şahsiyeti ve Eserleri

    Türkler arasında, bilhassa Azerbaycan ve Doğu Anadolu Türkleri’nde bir şahıs adı olarak da yaygın kullanılan abdal kelimesi daha çok Anadolu ve Rumeli’de başıboş dolaşan derviş zümrelerini veya bilhassa Kalenderî dervişlerini içermektedir. Bir tasavvuf terimi olarak 9. asırdan bu yana bilinen, 13. asırdan îtibâren İranlı ve Türk şâirlerin eserlerinde geçen bu kelime Fuad Köprülü’ye göre daha ziyâde ricâl-i gayb nazariyesiyle ilgili gibidir. Üçler, yediler, kırklar, kutup ve abdallar gibi adlarla anılan ve Allah tarafından dünyanın düzenini korumak üzere seçilen bu görünmeyen uluların, evliya ve sûfî zümrelerinin hayatları hakkındaki bilgiler de menkıbevi bir nitelik arz eder. Bu zümrelerin Türkiye Selçuklularının yıkılış döneminde, 1240’taki Babâîlik isyânıyla siyâsî ve toplumsal bir hercümerce sebep oldukları, burada dağılan bazı unsurlarının da bilhassa Osmanlı’nın kuruluşunda faal bir rol oynadıkları ve özellikle Bektâşîliğin bir tarîkat olarak teessüsünden îtibâren bu zümrenin içinde eridikleri düşünülmektedir. Bu bâtınî meşrepli hareketlerin 14 – 15. asırdaki temsilcilerinden birisi de pîri Abdal Musa’yla birlikte Bektâşîliliğin ulularından biri hâline dönüşmüş olan Kaygusuz Abdal’dır. Dr. Rıza Nur’un Ahmed Sırrı Baba’dannaklettiğine göre Kaygusuz’un pîri Abdal Musa ve Hacı Bektaş, amca çocuklarıdır.


  • Uluğ Bey’in Hayatı, Şahsiyeti ve Eserleri

    Uluğ Bey’in Hayatı, Şahsiyeti ve Eserleri

    Devletşâh’ın tezkîresinde kendisinden “Adâletli, bilgili, kahhâr ve himmet sahibi bir padişah idi. Yıldızlar ilmindeki derecesi yüksekti. Bu ilmin inceliklerine vâkıftı. Âlimlere çok hürmet ederdi. Onun zamanında ilim ve fazilet sahiplerinin mevkii çok yüksek idi. Kendisi hendese ve heyet ilimlerini çok iyi bilirdi. Âlim ve fâzıllar İslâm devrinde ve hatta İskender-i Zü’lkarneyn zamanından şimdiye kadar geçen müddet içinde onun gibi bir padişâhın saltanat tahtına oturmadığında müttefiktirler.” diyerek tebcil ettiği, Timur soyunun en ışıltılı mensuplarından birisi ve Timur’un küçük oğlu Muiniddin Şahruh’un oğluydu. Babası tarafından, 1409’da Semerkand merkez olmak üzere bütün Mâverâünnehir’in idâresi kendisine verilmiş, yaklaşık 40 yıl boyunca bu geniş sâhada emîr olmuştur.


  • Akşemseddin’in Hayatı, Şahsiyeti ve Eserleri

    Akşemseddin’in Hayatı, Şahsiyeti ve Eserleri

    İstanbul fâtihi “Büyük Türk” Sultan (II.) Mehmed’in hocası, feth-i mübînin mânevî mimârı mutasavvıf, tabib. Akşeyh olarak da bilinen Akşemseddin, soyu Hz. Ebûbekir’e çıkan Şehâbeddin Sühreverdî’nin torunlarından Şeyh Hamza’nın oğlu olarak Şam’da doğmuştur. Yedi yaşı civârında babasıyla Anadolu’ya gelerek Amasya’da dinî tahsil gördükten sonra Osmancık medresesinde müderris olmuş, hakkında anlatılan rivâyetlere göre kendisine bir mürşid aramak üzere 25 yaşlarında İran ve Mâverâünnehir’e bir yolculuk yapmış; fakat emeline ulaşamamıştır. Anadolu’ya dönünce Hacı Bayrâm-ı Velî’ye intisâb eden ve ondan hilâfet alan Akşeyh, daha sonra Beypazarı’na, İskilip’teki Evlek köyüne ve son olarak Göynük’e yerleşip Hacı Bayram’ın vefâtıyla irşad makamına geçmiştir.


  • Abdülkadir Meragi’nin Hayatı, Şahsiyeti ve Eserleri

    Abdülkadir Meragi’nin Hayatı, Şahsiyeti ve Eserleri

    İsmindeki nisbeden de anlaşılacağı gibi Azerbaycan’ın Meraga şehrinde doğan ve medeniyet târihimizde Itrî, Dede Efendi gibi isimlerle birlikte Türk mûsıkîsinin en önemli bestekârlarından kabûl edilen ünlü Türk mûsıkî nazariyatçısı. Bu genel tanımı yapmamıza rağmen, yaşadığı dönemde Arap, Fars ve Türk mûsıkîlerinin nazariyat noktasında ayrılmamış olduğunu ve Klâsik Türk Mûsıkîsi geleneğimizin o târihlere kadar indirilemeyeceğini söyleyenler de mevcuttur. Bu değerlendirmeler ilmî ölçütler içinde yapılmış olsalar da Merâgî’yi medeniyet târihimizde bir yere koymak, yine yaşadığı çağda bütünleşik İslâm medeniyetinin bir cüzü olan diğer unsurların hakkı olduğu kadar, kendisinin Türklüğü dolayısıyla, belki daha fazla olarak bizim hakkımızdır.


  • Süleyman Çelebi’nin Hayatı, Şahsiyeti ve Eserleri

    Süleyman Çelebi’nin Hayatı, Şahsiyeti ve Eserleri

    Kendi verdiği isimle Vesîletü’n-necât, halk arasında meşhur olan adıyla Mevlid’in yazarı olan Osmanlı müellifi, şâir. Çelebi olarak adlandırılmasından âlim ve ârif bir kişi olduğunu anladığımız Süleyman Çelebi Bursa’da doğmuştur. Bir Mevlid nüshasında yer alan kayıtta bu eserin şâir 60 yaşındayken yazıldığı bilgisi yer aldığından ve eserin bitiş târihinin de bilindiği hesaba katılarak (H. 812) doğum yılı kesinlik kazanmaktadır. Kendisi hakkında bir doktora tezi hazırlayan N. Pekolcay’a göre kaynaklarda Çelebi’nin, Orhan Gâzi’nin sevgisini kazanmış, aynı zamanda silâh arkadaşlarından olan ve yine aynı Osmanoğlu Beyi tarafından İznik’te adına bir medrese kurulan, Muhyiddin Arabî’nin Füsûsü’l-hikem’inin şârihi ve bir rivâyete nazaran Osman Gâzi’nin de kayınbirâderi bilinen Şeyh Mahmud’un torunu olduğu belirtilmiştir.


  • Molla Fenari’nin Hayatı, Şahsiyeti ve Eserleri

    Molla Fenari’nin Hayatı, Şahsiyeti ve Eserleri

    Adını Fenercilik sanatına nisbetle aldığı söylendiği gibi kimi kayıtlarda Horasan civârına kimi kaynaklarda da Yenişehir ile İnegöl taraflarına lokalize edilen yâhut Karaman veya Amasya köylerinden olduğu söylenen bir Fenâr’da doğmuş olması dolayısıyla bu lakabı alması daha muhtemeldir. Osmanlıların kuruluş ve Timur gâilesiyle bir iç harbe düçâr olduğu felâketli bir dönemde yaşayan Molla Fenârî Osmanlı geleneğine nazaran ilk Osmanlı şeyhülislâmı olarak kabûl edilmektedir. İznik’te ve Amasya’daki medreselerde dönemin ünlü isimlerinden dersler aldıktan sonra Kâhire’ye gitmiş, dönüşünde Çelebi Mehmed döneminde, kadı olarak tâyin edilmiştir. Daha sonra muhtelif defalar Mısır’a gidip gelmiş, bâzı kaynaklara göre bu dönüşlerde ticâretle uğraşmıştır. Onun tüm ulemâya mercî olarak şeyhülislâm tâyin edilmesinin (II.) Murad döneminde (1425) gerçekleştiği yazılmaktadır.