" edebiyat " Kategorisi

  • Türkçenin felsefe ile sorunu mu var?

    Türkçenin felsefe ile sorunu mu var?

    Türkçenin felsefi düşünceleri ifade edebilecek kudrette bir dil olabilmesi yolunda geçmişte yaşadığı istihale ve dönüşümleri izleme noktasında çok önemli bir yeri olan ‘Felsefi Meslekler Vokabüleri’nin yeniden yayınlanmasını sağlayan Recep Alpyağıl, Namdar Rahmi’nin sözlüğünde yer yer Frankofon havanın yoğunlaştığını, hatta eserin Türkçe felsefe kimliğini yitirdiğini savlıyor.



  • Mitlerinin yörüngesinde ilerleyen Batı siyaseti

    Mitlerinin yörüngesinde ilerleyen Batı siyaseti

    Batı siyasî düşüncesi, ‘devlet’ gerçeğini basit bir organizasyon olarak görmediği için asla kendi mitlerinden kopmadı. Bugün olduğu kadar 100 yıl önce de böyleydi bu. Türkiye ise şu günlerde tarihin yüzlerce yıllık seyri içinde oluşan ‘Türk devlet algısı’nı yeniden hatırlamak durumunda kalıyor. Zira Avrupa, ABD ve Rusya siyaseti, kendi ‘devlet miti’nden asla vazgeçmediğini hiç bu kadar net göstermemişti Türkiye’ye.


  • Noraliya.com yayın hayatına başladı

    Noraliya.com yayın hayatına başladı

    Başta kadınlar olmak üzere, sağlık, moda, anne ve çocuk, kültür ve sanat ve mutfak gibi konularda özgün ve kalieli bir sosyal paylaşım platformu olarak noraliya.com yayın hayatına merhaba dedi. Uzman editör kadrosu ile internette alanında yeni bir habercilik anlayışı sunmayı hedefleyen noraliya.com sosyal medyada kadınlar ile ilgili bir çok kirli yayınlara karşı özgün ve kaliteli bir yayın ilkesi ile var olacağını ifade ediyor. 


  • Kemalpaşaoğlu’nun Hayatı, Şahsiyeti ve Eserleri

    Kemalpaşaoğlu’nun Hayatı, Şahsiyeti ve Eserleri

    Dedesi olan Fâtih çağı bey ve bilgini Tokatlı Kemâl Paşa dolayısıyla Kemâlpaşazâde, Kemalpaşaoğlu veya İbn Kemâl olarak anılan büyük Osmanlı şeyhülislâmı, âlim, târihçi ve şâir. Amasya sanca-ğında şehzâde Bâyezid’in nişancı ve lalası olan babası Süleyman Bey, bu sancağın askerleriyle İstanbul’un fethinde bulunmuş tımarlı bir sancak beyidir. Bu âileden geldiği için kariyerinin başında kendisi de asker olan Kemâlpaşaoğlu hicrî 897’de (1491-92) Filibe’deki bir toplantıda müftü Molla Lûtfî’nin protokolde meşhur akıncı kumandanlarının üstünde yer aldığını görünce kalemin kılıçtan daha fazla îtibârı olduğuna kanaat getirip, askeriye sınıfından ayrılarak ilmiye sınıfına geçmiştir. Klâsik öğreniminden sonra Edirne’de, Üsküp’te, İstanbul’daki Sahn-ı Semân Medreseleri’nde müderrislik yapan âlimin asıl şöhreti, büyük asker-pâdişah Yavuz Sultan Selim’in İran üzerine yürürken istediği fetvâları hazırlamasıyla gelmiştir. Bundan sonra Edirne kadılığı ve Anadolu kazaskerliği görevlerini ssırasıyla yürüten Kemâlpaşaoğlu, Yavuz Sultan Selim’in Mısır seferinde de bulunmuştur.


  • Piri Reis’in Hayatı, Şahsiyeti ve Eserleri

    Piri Reis’in Hayatı, Şahsiyeti ve Eserleri

    İlk Paşa sancağının merkezi ve Osmanlı denizciliğinde kaptan paşaların tahtı olarak bilinen Gelibolu’da doğan ve buraya Lârende’den göç eden bir âileden gelen Pîrî Reis, eseri Kitâb-ı Bahriye’de de belirttiği gibi (“Birâderzâde-i merhûm Reîs Gâzî Kemal Pîrî Reis bin el-Hac Mehemmed”), bir başka Türk denizcisi olan Kemal Reis’in kardeşi Hacı Mehmed’in oğludur. 1481’den îtibâren yanına yeğenini de alarak Akdeniz’de korsanlık yapan Kemal Reis’le sergüzeştlerine, kaleme aldığı meşhûr Kitâb-ı Bahriye’de, “Birlikte Akdeniz’i gezerek nice din düşmanının bağrını ezdiklerini ve Sultan Bâyezid’in (II) emriyle devlet hizmetine girdiklerini” söylemek sûretiyle değinmiştir.


  • Fuzuli’nin Hayatı, Şahsiyeti ve Eserleri

    Fuzuli’nin Hayatı, Şahsiyeti ve Eserleri

    Kerbelâ doğumlu büyük Türk şâiri. Âşık Paşa Bağdatlı olduğunu söylerken bütün vilâyeti kastetmiş olmalı ki ilâveten “Ol cânibde olan şu’arânun üstâdıdur” demesinden istidlâlen bu anlaşılabilir. Akkoyunlu Türkmenlerinin mensup ol-duğu Bayat boyundandır. Farsça dîvânına yazdığı mukaddimede Türkçe şiirlerinden bahis açarak, Türk zariflerine Türkçe’nin güzel sözleriyle fayda vermenin kendisi için zor olmadığını; zîrâ bunun aslî selîkasına muvâfık düştüğünü belirtmesi ana dilini ortaya koyan güzel bir örnek teşkîl eder.


  • Mimar Sinan’ın Hayatı, Şahsiyeti ve Eserleri

    Mimar Sinan’ın Hayatı, Şahsiyeti ve Eserleri

    Vakfiyesinde ayn-ı âyân-ı mühendisîn , zeyn-i erkân-ı müessisîn , üstâd-ı esâtizeti’z-zemâni , reis-i cehâbizeti’d-devrân , Öklidi’l-asr ve’l-evân , mîmâr-ı sultânî , muallim-i hâkânî olarak vasfedilen Osmanlı – Türk mîmârîsinin büyük üstâdı, ser-mîmârân-ı hassâ Koca Sinan, Kayseri’nin Ağırnas köyünde bir Ortodoks Türk âilesinin çocuğu olarak dünyaya gelmiş, Sultan Selim devrinde devşirilerek Yeniçeri Ocağı’na alınmıştır.


  • Ebussuud Efendi’nin Hayatı, Şahsiyeti ve Eserleri

    Ebussuud Efendi’nin Hayatı, Şahsiyeti ve Eserleri

    Hoca çelebi, allâme-i küll, ikinci Ebû Hanîfe ve hocası Kemâlpaşaoğlu’nun el-muallimü’l-evvel unvanına nisbetle el-muallimü’s-sânî gibi unvanlarla anılan büyük Türk hukukçusu ve devlet adamı Ebûssuûd Efendi İstanbul yakınlarındaki Meteris köyünde doğmuştur. Âilesi İskilipli olan Ebûssuûd’un dedesinin babası, Uluğ Bey’in doğancıbaşısı olan Mehmed Kuşçu’dur ve onun oğulları, biri anne tarafından diğeri baba tarafından Ebûssuûd’un dedesi olan Mustafa İmâdî ve meşhur matematikçi – astronom Ali Kuşçu’dur. Mustafa İmâdî’nin oğlu Yavsı Muhiddin Mehmed, amcası Ali Kuşçu’nun kızı Sultan Hatun’la evlenmiş, bu evlilikten Ebûssuûd doğmuştur.


  • Taşköprülüzade’nin Hayatı, Şahsiyeti ve Eserleri

    Taşköprülüzade’nin Hayatı, Şahsiyeti ve Eserleri

    Bursa doğumlu, aklî ve naklî ilimlerde uzman, ansiklopedist âlim. İlk derslerini, doğduğunda Ankara’da olan ve 12 -13 yaşlarındayken kendisini bu şehre getiren babasından almıştır. Amcasından Arapça dersleri alarak tahsilini sürdüren Taşköprü-lüzâde, 1525 – 1539 yılları arasında Dimetoka, İs-tanbul, Üsküp ve Edirne’de çeşitli medreselerde müderrislik yaptıktan sonra son olarak Sahn-ı Semân müderrisliğine getirilmiş, 1545’te Bursa kadılığına tâyin edilip yaklaşık 10 sene bu görevi deruhte ettikten sonra gözleri görmez hâle gelince bu vazifesini bırakarak kalan ömrünü ders vermek ve eser telif etmekle geçirmiştir.


  • Karacaoğlan’ın Hayatı, Şahsiyeti ve Eserleri

    Karacaoğlan’ın Hayatı, Şahsiyeti ve Eserleri

    Doğduğu yer, yaşadığı dönem, şiirleri ve öldüğü yer konusunda pek çok ihtilâf olan şöhretli Türk halk şâiri. Araştırmacılar genellikle şiirlerine 17. asır cönklerinde rastlandığı için bu asırda yaşamış olabileceğini öne sürmüşlerdir; fakat cönklere şiir kaydedilmesi geleneğinin daha önceki asırlarda pek bulunmaması ve bahsedilen asırda yaygınlık kazanması bu geniş tarihlemenin bir alt terminus (sınır) kabûl edilemeyeceğini düşündürmektedir.


  • Pir Sultan Abdal’ın Hayatı, Şahsiyeti ve Eserleri

    Pir Sultan Abdal’ın Hayatı, Şahsiyeti ve Eserleri

    Alevî – Bektaşî geleneğinin yedi büyük şâirinden biri kabûl edilen Pir Sultan Abdal, “Mağrıptan çıkar görünü görünü / Kimse bilmez evliyanın sırrını / Koca Haydar şâh-ı cihân torunu / Ali nesli güzel imam geliyor” dörtlüğünden anlaşıldığı gibi, Şeyh Haydar’ın torunu ve Şah İsmâil’in oğlu olan Şah Tahmasb’ın zamânında yaşamıştır. Sivas’ın Banaz köyünde doğan ve “İsmim Koca Haydar aslım Yemen’de” mısrâından aslen Yemenli ve isminin Haydar olduğunu anladığımız Pîr Sultan’ın Hz. Peygamber soyundan gelen bir seyyid olduğu da hemen her din ulusunda gördüğümüz gibi söylenegelmiştir.


  • Necati Bey’in Hayatı, Şahsiyeti ve Eserleri

    Necati Bey’in Hayatı, Şahsiyeti ve Eserleri

    Dîvân edebiyâtının ilk özgün şâirlerinden biri olan ve Bey unvânı muhtemelen Manisa sancağına çıkarılan Şehzâde Mahmud’un nişancılığını deruhte ettiği için kendisine tevcih edilen Necâtî’nin asıl adı İsâ veya başka bir rivâyete göre Nuh’tur. Kaynaklar şöhretini Kastamonu’da kazandığı ve burada hat sanatı ile uğraştığı bilgisini aktarmışlardır. Şâir, Fâtih döneminde İstanbul’a gelmiş, sultâna sunduğu şiirlerle onun takdîrini kazanarak Dîvân kâtibi olmuştur. Bununla birlikte kendisini asıl ortaya koyduğu dönem, (II.) Bâyezid dönemidir. Sultânın kişisel himâyesini gören şâir, evvelâ Şehzâde Abdullah’ın mâiyetinde Konya’ya giderek onun Dîvân kâtibi olmuş, şehzâdenin 1483’te ölümü sonrasında İstanbul’a dönüp burada ricâl-i devlete kasideler yazarak 20 yıl geçirmiştir.


  • Sinan Paşa’nın Hayatı, Şahsiyeti ve Eserleri

    Sinan Paşa’nın Hayatı, Şahsiyeti ve Eserleri

    Türkçe nesrin önde gelen temsilcilerinden ve Fâtih devrinin en etkili âlimlerinden olan Sinan Paşa, muhtemelen Bursa’da doğmuştur. Dedesi, Sivrihisar kadısı Celâleddin Efendi, babası ise İstanbul’un ilk kadısı olan Hızır Bey’dir. Bâzı rivâyetlere nazaran Hızır Bey’in, Nasreddin Hoca’nın soyundan geldiği kabûl edilmesine rağmen M. Tulum’un da belirttiği gibi, “Nasreddin Hoca hakkındaki bilgilerimizin bu kabûle destek verecek yeterlikte olmadığını söylemeliyiz.” Sinan Paşa’nın annesi de ünlü âlim Molla Yegân’ın kızıdır. Babası Hızır Bey, Fatih Sultan Mehmed’in dâvetiyle İstanbul’a geldiğinde on üç on dört yaşlarında olan Sinâneddin Yusuf, bu târihten sonra devrin Molla Gürânî, Hocazâde, Molla Hüsrev gibi büyük şahsiyetlerinin ve Fatih’in İstanbul’u fethederek açtığı çığırın şehre çektiği başka pek çok İslâm âliminin ilmî halkası içerisinde yetişmiş, onlarla temas içinde olmuştur.


  • Ali Şir Nevai’nin Hayatı, Şahsiyeti ve Eserleri

    Ali Şir Nevai’nin Hayatı, Şahsiyeti ve Eserleri

    Zengin ve asîl bir âilenin çocuğu olan Ali Şir Nevâî evvelâ babasının vesilesiyle Timurlulardan Ebû’l Kâsım Bâbür’ün himâyesine girmiş, sultânın teveccühüne mazhâr olarak onun tarafından “Oğlum” hitabıyla iltifat görüp takdir edilmiştir. Aynı himâyeyi gören ve kendisi gibi bir sanatkâr olan Timurlu hükümdârı Hüseyin Baykara’nın mühürdârı, dîvân beyi ve nedîmi olmakla birlikte bir hattat, ressam, mûsikîşinas, kat’ ve tezhip konusunda bilgili büyük bir şâirdir. Türk târihinin ricâl-i devlet galerisinde bu özellikleri ve tesîri altında kalan geniş bir şâirler topluluğu ile edebiyatımıza büyük katkı sağlamış, büyük İranlı sanatçıların eserleriyle boy ölçüşebilecek Türkçe dîvânlarıyla ve Şapolyo’nun tâbiriyle “Türk edebiyatına insanı hayran eden parçalar” bırakmak sûretiyle dilimizin şahrâhında büstü yükselen en seçkin sîmâ olmuştur.


  • Anadolu İslamı / Yunus Emre

    Anadolu İslamı / Yunus Emre

    13.yüzyılın son yarısı ile 14.yüzyılın ilk çeyreği içinde yaşamış olan Yunus Emre; Ahmet Yesevi mektebinin Anadolu’daki en önemli temsilcisidir. Kimilerine göre; Yunus Emre, İslam sûfîliğini geleneksel Türk kültür yapısına göre yeniden yorumlamış, klasik tasavvufla Türk Halk İslam’ının motiflerini birleştirmiştir. Kimilerine göre; Yunus Emre; İslami kültürden çok, İslam öncesi Anadolu’nun putperest kültüründen beslenen, Türkiye halklarının ortak kültürünün bir ürünüdür. Bu akımın Yunus Emre’si, insanca bir sevgi ve coşku adamıdır. O bir Anadolu köylüsüdür. Bu topraklarda yaşamış bütün insanların sözcüsüdür. Bütün dindarlığına rağmen hiçbir dinin adamı değildir. Tersine bütün dinlerin ötesinde; kitapsız, tapınmasız, törensiz bir inancın adamıdır. Bu inancın tek kuralı sevgidir


  • Kaygusuz Abdal’ın Hayatı, Şahsiyeti ve Eserleri

    Kaygusuz Abdal’ın Hayatı, Şahsiyeti ve Eserleri

    Türkler arasında, bilhassa Azerbaycan ve Doğu Anadolu Türkleri’nde bir şahıs adı olarak da yaygın kullanılan abdal kelimesi daha çok Anadolu ve Rumeli’de başıboş dolaşan derviş zümrelerini veya bilhassa Kalenderî dervişlerini içermektedir. Bir tasavvuf terimi olarak 9. asırdan bu yana bilinen, 13. asırdan îtibâren İranlı ve Türk şâirlerin eserlerinde geçen bu kelime Fuad Köprülü’ye göre daha ziyâde ricâl-i gayb nazariyesiyle ilgili gibidir. Üçler, yediler, kırklar, kutup ve abdallar gibi adlarla anılan ve Allah tarafından dünyanın düzenini korumak üzere seçilen bu görünmeyen uluların, evliya ve sûfî zümrelerinin hayatları hakkındaki bilgiler de menkıbevi bir nitelik arz eder. Bu zümrelerin Türkiye Selçuklularının yıkılış döneminde, 1240’taki Babâîlik isyânıyla siyâsî ve toplumsal bir hercümerce sebep oldukları, burada dağılan bazı unsurlarının da bilhassa Osmanlı’nın kuruluşunda faal bir rol oynadıkları ve özellikle Bektâşîliğin bir tarîkat olarak teessüsünden îtibâren bu zümrenin içinde eridikleri düşünülmektedir. Bu bâtınî meşrepli hareketlerin 14 – 15. asırdaki temsilcilerinden birisi de pîri Abdal Musa’yla birlikte Bektâşîliliğin ulularından biri hâline dönüşmüş olan Kaygusuz Abdal’dır. Dr. Rıza Nur’un Ahmed Sırrı Baba’dannaklettiğine göre Kaygusuz’un pîri Abdal Musa ve Hacı Bektaş, amca çocuklarıdır.


  • Aşıkpaşaoğlu’nun Hayatı, Şahsiyeti ve Eserleri

    Aşıkpaşaoğlu’nun Hayatı, Şahsiyeti ve Eserleri

    1332’de vefât eden ve Garibnâme adlı kitabıyla Anadolu sâhasındaki ilk Türkçe eseri veren, “Türk diline kimse bakmaz idi / Türklere hergiz gönül akmaz idi / Türk dahi bilmez idi bu dilleri / İnce yolu ol ulu menzilleri.”  mısrâlarıyla mâruf büyük dedesi Âşık Paşa’ya nisbeyle anılan Âşıkpaşaoğlu’nun en büyük dedesi, 1240’ta Türkiye Selçuklularına karşı heterodoks Babâî ayaklanmasının başını çeken Vefâî Türkmen dervişi Şeyh Ebü’l-Bekā Baba İlyâs-ı Horasânî’dir. Bu dervişin sergüzeştini anlatan en önemli kaynaklardan Menâkıbû’l-kudsiyye’nin yazarı da Âşık Paşa’nın oğlu ve Âşıkpaşaoğlu’nun dedesi Selman’ın kardeşi Elvan Çelebi’dir. Görüldüğü üzere Âşıkpaşaoğlu, Anadolu Türk târihinin en eski ve önemli Türkçe kaynaklarını ortaya koyan entelektüel bir âileye mensuptur. Kendisi, Elvan Çelebi’nin bir zâviye kurarak ömrünü geçirdiği Çorum Mecitözü’ndeki Elvan Çelebi Köyünde doğmuştur ve bir diğer Osmanlı târihçisi Oruç Bey’in “Şehr-i Konstantîn’de bir azîz vardı. Derviş Ahmed Âşıkî derlerdi. Cihân-dîde, sâl-hûrde yüz yaşında pîr idi” kaydından öğrendiğimize göre uzun bir ömür sürmüştür.


  • Uluğ Bey’in Hayatı, Şahsiyeti ve Eserleri

    Uluğ Bey’in Hayatı, Şahsiyeti ve Eserleri

    Devletşâh’ın tezkîresinde kendisinden “Adâletli, bilgili, kahhâr ve himmet sahibi bir padişah idi. Yıldızlar ilmindeki derecesi yüksekti. Bu ilmin inceliklerine vâkıftı. Âlimlere çok hürmet ederdi. Onun zamanında ilim ve fazilet sahiplerinin mevkii çok yüksek idi. Kendisi hendese ve heyet ilimlerini çok iyi bilirdi. Âlim ve fâzıllar İslâm devrinde ve hatta İskender-i Zü’lkarneyn zamanından şimdiye kadar geçen müddet içinde onun gibi bir padişâhın saltanat tahtına oturmadığında müttefiktirler.” diyerek tebcil ettiği, Timur soyunun en ışıltılı mensuplarından birisi ve Timur’un küçük oğlu Muiniddin Şahruh’un oğluydu. Babası tarafından, 1409’da Semerkand merkez olmak üzere bütün Mâverâünnehir’in idâresi kendisine verilmiş, yaklaşık 40 yıl boyunca bu geniş sâhada emîr olmuştur.


  • Tarihte Fütüvvet ve Ahilik Siyasi, Dini, ve Sosyal Yönleriyle – Umut Güner

    Tarihte Fütüvvet ve Ahilik Siyasi, Dini, ve Sosyal Yönleriyle – Umut Güner

    Ahilik, bir Ortaçağ esnaf teşkilâtıydı. Batı’daki lonca teşkilâtının, Türkleştirilmiş ve İslamlaştırılmış bir modeliydi. Aslında, ekonomik bir müessese olarak kurulmuş olsa da, zamanla ekonomik olduğu kadar İslâmî ve insanî renkleri de olan bir müessese mahiyeti kazandı. Ona bu renkleri biz kattık. Nitekim, bu teşkilâtın bir diğer ismi olan “fütüvvet”; cömertlik, eliaçıklık, mertlik, delikanlılık mânâlarına geliyordu. Daha evvelki devirlerde Bizans’ta, Türk-İslâm dünyasında Selçuklularda bulunan bu müessese, Osmanlılarda devam etti. Ancak Batı Avrupa’da tamamen, çalışanların Feodal Bey lehine kontrol ve istismarını hedefleyen bu müessese, Selçuklular ve bilhassa da Osmanlılarda, çalışanların ve tüketicilerin korunmasını hedefliyordu. Dolayısıyla, iktisadî yönüyle bir esnaf teşkilâtı olan Ahilik, manevî yönüyle âdeta bir tarikat gibiydi. Kendisine ait ahlâkî, insanî ve dinî kaideleri vardı. Bu yönüyle de cemiyetin sadece ekonomik gelişimine değil, sosyal, kültürel, insanî ve manevî gelişimine de hizmet ediyordu. Umut Güner’in -Dinî, Siyasî ve Sosyal Yönleriyle- Tarihte Fütüvvet ve Ahilik adlı bu kitabı, Türkiye Selçukluları döneminde Anadolu’nun maddî-manevî yapılanmasını idrak etmeye katkı sağlayacak bir çalışmadır.