Kitap Tanıtımı: Satranç – Stefan Zweig

Kitap Tanıtımı: Satranç - Stefan Zweig

Kitap Tanıtımı

Satranç – Stefan Zweig

Avusturyalı yazar Stefan Zweig, tekstil üreticisi Moriz Zweig ve bankacı bir aileden gelen Ida Brettauer’in oğludur. Yeterince varlıklı bir ailede yetişen yazarın anne ve babası Yahudidir. Zweig her ne kadar “Annem ve babam, sadece bir doğum kazası nedeniyle Yahudi’dir.” (s.5) dese de gerçek hiç de öyle değildir. Yahudilerin para ve ticaretle olan ilişkisi ile çocuklarına verdikleri eğitim söz konusu edildiğinde, yazarın ailesiyle ilgili görüşlerinin doğru olmadığı anlaşılacaktır. Zweig’ın kendisi de Siyonizm’i savunmaz; fakat eserlerinde Yahudiliğe dair izler bulmak mümkündür. Satranç romanının temelindeki metafor da Nazizm ve Yahudilere uygulanan soykırımdır. Satranç romanı, Amerika’dan (New York) Arjantin’e (Buenos Aires) yapılan uzun gemi yolculuğu sırasında satranç oyunundan yola çıkılarak anlatılan olaylara dayanır. Eserde ilk olarak kültürsüz, yazım hatası yapmadan herhangi bir dilde cümle dahi kuramayan, her konuda cehaletiyle dikkat çeken, iletişim kurma problemi olan, donuk, soğuk ve yaratıcılıktan uzak bir kişi olan Czentovic vardır. Czentovic sadece gördüklerini çok iyi uygulayan biridir. Mesela daha önce “Sicilya Açılışı” görmediği için oyunlardan birini kaybeder.

Romandaki temel çatışma satranç şampiyonu Czentovic ile gemideki satranç sever yolcular arasındadır. Gemidekiler arasında parasıyla ön plana çıkanlar ile anlatıcı gibi olanların sonucunu merakla bekleyenler vardır. Ama romanın merkezindeki maçlar, şampiyon Czentovic ile Dr. B arasında olur. Dr. B. romana sonradan dâhil olan gizemli kişidir. Dr. B. ile iletişim kuran anlatıcı, onun hayat hikâyesine yer verir. Anlatıcı; Dr. B’nin nasıl satranç oynamayı öğrendiğini, nasıl bu gemiye bindiğini, her bir hamlede odanın içinde yaşanılanları, oyuncular ve seyredenlerin hislerindeki dalgalanmaları öyle çarpıcı bir şekilde verir ki siz de bu gemideki çeşitli figürlere bürünürsünüz. Romanın en başarılı ve en derinlikli figürü ise Dr. B.’dir. Dr. B., birçok bakımdan yazarın kişiliğinden esintiler taşır. Yahudi olması, Nazilerin işkencelerine maruz kalması, aristokrat bir ailede yetişmesi Zweig’ı hatırlatır. Ayrıca Satranç, Stefan Zweig’ın 1942 yılındaki intiharından önce yazdığı son eseridir. Eser, yazarın otobiyografisiyle ilintili bir şekilde incelendiğinde birçok yönüyle bu intihara gidişin izlerini görmek mümkündür. Romanın sonunda Dr B.nin şu sözleri onun psikolojisini anlamamıza yardımcı olur: “Yaptığım aptalca hatadan dolayı özür dilerim.” “Söylediğim her şey, tabii ki tamamıyla saçmaydı. Oyunu siz kazandınız.” “Baylar sizden özür dilerim. Ama sizi daha önce benden çok daha fazla bir şey beklememeniz konusunda uyarmıştım. Beceriksizliğimden dolayı beni affedin… bu son satranç oynayışım olacak.” (s.104) Satranç, metaforik olarak Zweig’ın dünya ile olan bağı şeklinde değerlendirilebilir. Zira Zweıg, her şeyi bir akıl oyunu olan satranç üzerinden anlatarak dünyanın sanal bir âlem olduğuna ve bir oyundan ibaret olduğuna vurgu yapar. Dr. B.nin kazanmak üzere olduğu bir oyunu yarıda bırakması ve oyundan çekilmesi, Zweig’ın intihar ederek dünya sahnesinden ayrılışına benzer. Dr. B.nin yaşadığı boşluk hissi, onun ruhunun derinliklerinde yaşanıyor gibidir. “Bizi sadece tam bir boşluğun içinde bıraktılar ve herkes de bilir ki, dünyada, boşluğa bırakılmışlık ve terk edilmişlik kadar insan ruhunu baskı yapan başka bir şey yoktur.” (53) Bu cümlelerden de anlaşılacağı üzere Zweig, yaşadığı psikolojik buhranları ve sıkıntıları Dr. B. üzerinden anlatır. Hapiste diğer mahkûmlar gibi işkence görmeyip boşluk ve yalnızlıkla terbiye edilmek istenen Dr. B.nin bulduğu satranç kitabından yola çıkarak yaşadıkları, kişiliğinin iki yönüyle oynadığı oyunlar, yaşadığı yapay şizofreni, satranç zehirlenmesi tüm canlılığıyla anlatılır. Artık bu dünya ile mücadele edemeyen bir yazar ve onun yarattığı bir figür vardır. Czentovic ise Hitler ve onun anlayışın temsilidir. Tek yönlü düşünen, duygu değil para için mücadele eden, tek derdi kazanmak olan, kibirli bir insandır: “Kendini beğenmiş bir tavırla, ‘Çok yazık,’ dedi. ‘Hiç de fena bir hamle sayılmazdı. Bir amatör için oldukça yetenekli bir adam.” (s.104) Anlatıcının bu şekilde anlattığı, romanın başında hayat hikâyesine yer verilen Czentovic, her yönden yalnız bir kişidir. McConnor ise zengin ve şımarık tavırlarıyla Amerika’yı anımsatır. Sonuç olarak Satranç, bir oyundan çok akıl oyunları arasında kalmış olanları, piyonları ve mat olmuş insanları anlatan, çok yönlü okumalara açık bir romandır diyebiliriz. Siyasi olaylarla ilişki kurularak okunduğunda anlam kazanan eser ile Kafka’nın kısa ama antisemitizmin ruhsal yönünü derinlemesine işleyen romanları arasındaki benzerlik kurulabilir.

Harun Görücüler