İfşa, tüketimci teşhir, simülasyon ve diğerleri

İfşa, tüketimci teşhir, simülasyon ve diğerleri

Teknoloji ve tüketim kültürünün hızla yaygınlaştığı günümüz toplumlarında ayrıca yeni iletişim mecralarının, özellikle dijital ve sosyal medya gibi ortamların da devreye girmesiyle birlikte bu gelişmelere paralel bir şekilde görme görünme ve gösterme üçlüsü ekseninde düşünülebilecek bir tür teşhirciliğin artışına şahit olmaktayız. Modernliğin oluşmasında ve gelişmesinde önemli bir yer tutan beğeni duygusunun bu yeni ortamlarda aldığı seyirlik haller, insanların artık her şeyi, hatta hakikati bile görme duyusunun güdümünde inşa ettiği bir pratiğin toplumu baştan sona biçimlendirmesine yol açıyor.

Altı ayda bir yayınlanan Sosyoloji Divanı’nın 2018’in ilk sayısında dosya konusu olarak seçtiği Teşhir Toplumu belirlemesi yaşadığımız zamanın ve bu zamanın ruhunu oluşturan şeyin teşhir olduğu iddiasını merkeze taşıyor. Dosyada “teşhir toplumu”nun ruhunu anlamak ve açıklamak amacıyla konuya daha çok kavramsal açıdan yaklaşan, ancak bunu yaparken sosyal medya, ifşa, itiraf, bedenin teşhiri, simülasyon, tüketimci teşhir vb. olguları da çözümleyen yazılar yer alıyor.

Bu çerçevede dosya, İslam Can’ın teşhir toplumuna dair kavram, teori ve pratikleri ele aldığı makaleyle açılıyor. İslam Can, makalesinde, sözlü kültürden yazılı kültüre geçişle belirlenen devrime benzer bir şekilde kökeninde görüntü ve imajların bulunduğu ve göz ile görmenin üstünlüğüne dayalı iktidarın, sözün ve yazının mahiyetine karşı galebe çaldığını vurguluyor. Can’a göre, sahneler, slaytlar, projeksiyonlar, akıllı tahtalar, film kareleri, fotoğraflar, ekranlar ve buna benzer görüntülerin akıp gittiği bir dönemi yaşıyoruz. Bu dönemde eğitim araçlarından boş zamanı değerlendirme ve eğlenceye kadar hemen her alanda “görme yasası”yla çalışan bir mekanizma bulunuyor.

Domino etkisi

Kenan Çağan ise dosyada yer alan makalesinde postmodern olarak nitelenen günümüzdeki toplumsal hayatta yaşanan mahremiyetin dönüşümü meselesine eğiliyor. Modernite din ve mahremiyet ilişkilerinden yola çıkarak postmoderniteye kadar bu ilişkiler arasındaki değişmeleri irdeleyen Çağan yazısını postmodernizmin ahlaki müphemliğin yaygın olduğu bir hayat alanı oluşturduğunu belirterek tamamlıyor. Bu hayat alanının ahlaka büyük zarar verdiğini kaydeden Çağan’a göre, “modernitenin dini gündelik hayattan kovma mücadelesi mutlak bir zaferle sonuçlanmadıysa da dine çok büyük bir zarar vermiş; akabinde de domino etkisiyle ahlak da bu gelişmelerden nasibini almıştır.”

Dosyada bu yazıların haricinde Mehmet Ulukütük’ün, Sever Işık’ın, Ali Fidan’ın, Mücahit Gültekin’in, Zülküf Kara ve Halime Aydın’ın, Ferhat Tekin’in, Musa Arı’nın, Ahmet Gökçen’in, Ejder Ulutaş’ın, Mustafa Günerigök’ün, Özgür Taburoğlu’nun gösteri toplumu, bedenin teşhiri, homoscreenus vb. konuları temalaştıran yazılarına yer veriliyor.

Dergide dosyada yer alan yazıların haricinde Prof. Dr. Mehmet Tayfun Amman ile sosyoloji, yöntem ve disiplinlerarasılık konularına dönük bir söyleşi de yer alıyor. Söyleşide Amman, son 20 yılda Türkiye’nin “tesettürcü” bir toplumdan “teşhirci” bir topluma doğru giderek evrildiğini belirtiyor. Dergide ayrıca Amman’ın genç sosyologlara verdiği bir konferansın metni de bulunuyor.

Deleuze’den vampire, Cioran’dan Beckett’e 

Entelektüel çevrelerde gerçeğin asla anlaşılamayacağı ve modellenemeyeceği düşüncesini savunan Gerçek ve İkizi adlı kitabıyla bilinen Fransız filozof Clément Rosset, İkinci Büyük Savaş sonrasının Fransız felsefe sahnesinde Deleuze’den vampirlere, Cioran’dan Beckett’e, Casanova’dan Godard’a, Schopenhauer’den Sartre’a kadar uzanan geniş bir yelpazede sıradışı bir olculuga çıkarıyor okuru. Bazen arzu ve ukdelerinden, bazen hoşnutsuzlukları ve takınaklarından, bazen kişisel tanıklığı ve dostluklarından söz açarak edebiyatı, felsefeyi, müziği ele alıyor. Bazen çizgi roman ve gastronomi alanlarında da dolanan Rosett’in kitabı, günümüz Fransız felsefesinin arka odalarını görmede birebir bir. Kirli Çıkı, Clément Rosset, çev. Zerrin Yaya, Dost, 2018

Mülteciler, modern toplumların çöpü mü?

‘Atık’ kavramının düzen kurucu niteliğini göz önüne alan ve onun hayatımızdaki ve ilişkilerimizdeki yerini sorgulayan Zygmunt Bauman, ekonomik ve teknolojik ilerlemenin çeşitli aşamalarında, sözgelimi Sanayi Devrimi esnasında yeni üretim modellerinin bulunmasıyla birlikte geleneksel mesleklerin gerilemesi sonucu ister istemez ıskartaya çıkan ve süreçte giderek çoğalan insan atıklarına dikkat çekiyor. Ve tabii bir o kadar da atık insanlara… Küreselleşmeyle birlikte atık insan ve insan atığının yeryüzünün bütün köşelerine yayılmış durumda olduğunu gözlemleyen Bauman’ın bakışı sığınmacılar ve göçmenleri de kendi ülkelerinin atıkları olarak değerlendirmeye imkan sağlıyor. Iskarta Hayatlar, Zygmunt Bauman, çev. Osman Yener, Can, 2018

  • Murat Güzel / Açık Görüş Kitaplığı