Cem’in mitolojik kökeni

Cem’in mitolojik kökeni

Cem” ayini/töreni Aleviliğin en önemli dini ritüelidir ve yol erenlerini bir araya getirir. Cem ve Cuma aynı kökten Arapça (ع،م،ج) ‘ce-me-a’ fiilinden masdardır; “toplamak, topluluk, toplantı, cemiyet” anlamlarına gelir. Buyruklarda cem erkânı cem, ayn-ı cem, cem’iyyet, ayn-ı cem cemi’iyyeti ve meydan şeklinde geçer. ‘Ali Cemi’, ‘Görgü Cemi’, ‘içeri Kurbanı’ da denir. Geçmişte Cem törenleri perşembeyi cumaya bağlayan “Cuma akşamları” icra edilirdi. Cem törenleri içerik olarak birbirine benzemekle beraber yapılış amacı itibariyle farkı adlarla anılır. İkrar Cem’i, Birlik ya da Abdal Musa Cem’i, Görgü Cem’i, Musahiplik Cem’i, Muharrem Cem’i, Hızır Cem’i, Dârdan İndirme Cem’i, Koldan Kopma Cem’i, Düşkünlük Kaldırma Cem’i vb. isimler verilmiştir.

Alevilere göre Cem ayininin kökeni Resulullah’ın Miraç dönüşü katıldığı varsayılan ‘Kırklar Meclisi’ne dayanır. Bu mitin izleri Ahmet Yesevi’ye kadar gider. Hikmetlerde biraz muğlâk olan bu mit Yunus Emre ve Kaygusuz Abdal eliyle olay örgüsü oturmuş, açık bir anlatıma kavuşmuş ve daha sonraki Alevi erenleri tarafından son haline kavuşturulmuştur.

Yunus Emre Kırklar Meclisini şu şekilde anlatır:

Muhammed ile bile Mi’râc’a çıkan benem

Ashâb-ı Suffa’yıla yalıncak olan benem

Sabrıla kanâ’atı virübidüm bunlara

Kırkını bir gönlege kanâ’at kılan benem

Ol kırkdan birisine çaldumıdı neşteri

Kırkından kan akıdup ‘ibret gösteren benem”

“Resûl agdı Mi’râc’a nazar eyledi hoca

Görün görün kim niçe vasfını dervîşlerün

Arş’dan döndi Mustafâ anda ashâb-ı safâ

Dinledi sözlerini sır sözi dervîşlerün

Resûl indi tapuya elin urdı kapuya

Didiler kimsin ana miskîni dervîşlerün

Resûl girdi içerü yârenler turdı örü

Âşıklar dîdâr gördi visâlin dervîşlerün

Resûl eydür iy Kayyûm bunlar acâyib kavim

Sır denizi kılmışsın gönlini dervîşlerün

KIRKLAR MİTİ

Alevilikteki Kırklar mitini kısaca özetlersek:

“Resulullah Miraç’a giderken yoluna bir aslan çıkar. Aslandan ürken Hz. Muhammed şaşırır. Gaipten bir ses duydu: “Ey Muhammed, yüzüğünü aslanın ağzına ver!”

Hz. Muhammed söyleneni yapınca aslan sakinleşti ve yoluna devam etti. Orada dostuna kavuştu. Onunla doksan bin söz konuştu. Bunun otuz bini şeriat üzerine idi, müminlere indi. Kalan altmış bini ise Ali’de sır oldu.


Alevilik’te hayatını yol-edep-erkâna bağlayan bir kişi, işlediği suçtan dolayı cezalandırılırsa düşkün ilan edilir. Bu karar ‘Görgü Cem’inde alınır ve yargılamaya Pir, Mürşit ve Rehber üçlüsü ile diğer talipler katılır. Bir kişi düşkünse çevresi tarafından vicdani hapse makum edilir.

Hz. Peygamber günlerden bir gün suffe-i safanın kapısına gider… Kırklar, “Kimsin?” diye sorunca, o da, “Ben Peygamberim, siz erenler ile dem didar göreyim” dedi. Kırklar, “Aramıza peygamber sığmaz, git peygamberliğini ümmetine yap” deyince Resul geri döner. Hak’tan “Geri Dön!” nidası gelir ve tekrar kapıya varır. Aynı durum tekrarlanır, yine Hak’tan dön nidası gelince üçüncü defa kapıyı çalar. Bu kez “Seyyidu’l-kavm hâdimu’l-fukarayım” diye cevap verir. Kırıklar, “Merhaba, ehlen ve sehlen hoş geldin” derler. Peygamber … bismillah diyerek içeri girer ve içeride otuz dokuz sahabe vardır. Selman-ı Farisi dışarıdadır. Kırklar ayağa kalkar ve yer gösterirler. Hz. Muhammed, Hz. Ali’nin yanına oturur; fakat onu tanımaz. “Siz kimsiniz, size kim derler?” diye sorar. “Biz Kırklar’ız, bize kırklar derler cümlemizin gönlü birdir, birimiz neyse hepimiz oyuz.” derler. “Nasıl?” diye sorunca, “Birimizden kan aksa, cümlemizden kan akar.” derler ve Hz. Ali koluna neşter vurunca hepsinden kan gelir hatta dışarıda bulunan Selman’ın kanı bile içeri akar. Hz. Ali kolunu bağlayınca hepsinin kanaması durur.

Selman bir üzüm tanesiyle gelir. Kırkar, “Ey Hadimu’l-fukara bunu aramızda paylaştır.” derler. Peygamber üzüm tanesini kırk kişiye nasıl paylaştıracağını düşünürken Cebrail, Allah’ın emriyle cennetten nurlu bir tabak getirir ve önüne koyarak “Şerbet eyle ya Muhammed!” der. Peygamberin bölüşümü nasıl yapacağını merak eden Kırklar birden ortaya çıkan nurdan tabağı fark ederler. Hz. Muhammed tabağın içine su koyarak “şakku’l-kamer” parmaklarıyla üzüm tanesini de ezer, Kırklar’a şerbet olarak sunar.

KIRKLAR MEST OLUR

Şerbetten içen kırklar’ın tamamı mest olur kendilerine değişik bir hal gelir ve ayağa kalkıp “Ya Allah!” deyip sema’a dururlar. Kırklar’ın sema’ına Peygamber de katılır, sema’ ederken imamesi yere düşer, yere düşen imameyi kırklar, kırk parçaya bölüp bellerine tennure olarak bağlarlar.”

Hz. Muhammed’in Miraç’ı sema ile birlikte cem ayinlerinde özel bir bölüm olarak yer alır. Cem ayinin zirvesi konumundadır. Ayin-i cem ile kalpleri zikr ile parıldayıp Allah aşkı ile dolup taşan talipler bu bölüm için özel olarak yazılmış ve bestelenmiş miraçlamalarda geçen ibarelere göre bazen kıyam’a durur, bazen rüku’a varır ve secde ederler. Miraçlamada Kırklar bahsine gelindiğinde canlar sema’a kalkarlar. Kırklar semahı yöreden yöreye farklılık gösterebilir. Bazı bölgelerde bir bacı bir erkek 2, bazılarında iki bacı iki erkek 4, bazıların üç bacı iki erkek 5, kimilerince üç bacı üç erkek 6 kişiyle yapılır. Kırklar semahının sonunda semah edenler yan yana meydanda dâra durur ve Pir’den duâ alırlar.

DÖRT KAPI KIRK MAKAM NEDİR?

Pir Sultan’ım gonca gül olur

Dört kapıdan sana daim gel olur

Dünya’dan ahrete doğru yol olur

Verdiğin ikrarda durabilirsen”
Pir Sultan Abdal

Hemen hemen tüm tarikatlarda görülen “Şeriat, tarikat, hakikat ve ma’rifet” şeklinde tasnif edilen meşhur terkiptir ve Aleviliğin de temel düsturları arasında yer alır. Bu terkip ilk kez Hoca Ahmet Yesevi’ye (ö.567/1167) nispet edilen “Fakr-nâme” adlı eserde geçer.

Yesevi, bu anlayışı Hz. Ali’ye dayandırır: “Hz. Ali’den (r.a.) rivâyettir, dervişlik makâmı kırktır. Eğer bilip amel kılsa, dervişliği pâk olur ve eğer bilmese ve öğrenmese, dervişlik makâmı ona harâmdır ve câhildir. Bu kırk makâmın on makâm-ı şerîatte ve on makâm-ı tarîkatde ve on makâm-ı ma’rifetdedir ve on makâm-ı hakîkatdedir.” Alevilikteki bu anlayışın izlerini Hacı Bektaş Veli’nin Makalatı’nda, Yunus Emre, Kaygusuz Abdal, Aleviliğin temel metinleri kabul ettiğimiz “Buyruk”lar ve çeşitli dönemlerde yaşayan Alevi şairlerinin nefeslerinde açıkça görürüz.

Dört kapısı vardır kırk da dükkânı

Üç yüz altmışaltı gevher madeni

On yedi kişidir alıp satanı

Cümlesinin sarrafıdır birisi
Pir Sultan Abdal

Pir eşiği Kâbe, Muhammet mihrap,

Özün turap eyle dört kapını yap.

Şu dünya fanidir hem hane harap,

Güvenme faniye bahara yaza.
Pir Sultan Abdal

Bisati Buyruğu: “Ve bir kavilde şeriat bir ağaçtır. Tarikat onun dalıdır. Marifet yaprağıdır. Hakikat onun yemişidir. Yani bunlardan murat olunan budur ki bu ahvalleri içinde kaim ve kail olup bilişip, arifler katında hora geçmek [:hoşa gitmek] gerekir. Tâ ki Muhammed Ali dergâhında dahi makbul ola. Yoksa her hâle sabretmeyip, sır saklamayıp ve nefsi haklamayıp, daima fuzulluk [:kibir] ola. O vakit de Yezid ondan hoş olur. Neûzu billâh.” der.

Dürr-i Meknûn’da “Evvel şeriatı muhkem idesin, andan tarikatı muhkem idesin, andan marifeti muhkem idesin, andan hakikatı muhkem idesin, şeriatı temam olmayanın tarikatı olmaz. Tarikatı temam olmayanın marifeti olmaz. Marifeti temam olmayanın hakikatı olmaz…” Bir başka Buyruk yazmasında da: “…Şeriat, tarikat, marifet, hakikat çehar anasır mukabilesi insanın terkibidir. Şeriat yel hükmünde, tarikat ateş hükmünde, marifet su hükmünde, hakikat toprak hükmündedir. Bunların biri eksik olsa terkib bozılur tendost / ten dürüst olmaz…” denmektedir.

Bir sualim var sana ey dervişler ecesi

Meşâyih ne buyurur yol haberi nicesi

Vergil suale cevap tutalım olsun sevap

Şu’le kime gösterir aşk evinin bacası

Evvel kapı şeriat emr ü nehyi bildirir

Yuya günahlarını her bir Kuran hecesi

İkincisi Tarikat kulluğa bel bağlaya

Yolu doğru varanı yarlıgaya Hocası

Üçüncüsü Ma’rifet can, gönül gözün açar

Bak mâ’nî sarayına arşa değin yücesi

Dördüncüsü Hakıykat ere eksik bakmaya

Bayram ola gündüzü Kadir ola gecesi

Bu Şeriat güç olur Tarikat yokuş olur

Marifet sarplık durur Hakıykattir yücesi”   Yunus Emre

DÜŞKÜNLÜK ERKANI

Alevi toplumunun kendi içinde üretmiş olduğu en önemli yargılama kurumudur Düşkünlük Erkanı. Musahip tutmuş, yol’a talip olup ikrar vermiş ve bu ikrardan sonra suç işleyen ve cezalandırılan talibe “düşkün” denir. Talip “suçlu” olsa bile “Görgü Cemi”nde yargılanmadan “düşkün” ilan edilmez. Bir talip yola girdikten sonra hal ve hareketlerinden tek başına sorumlu değildir. Musahibi ve yol kardeşleri de sorumludur. Bir talibin hal ve gidişatında bir takım kusurlar görülür, uyarılara rağmen düzeltmez ve ısrar ederse, yol kardeşleri de talibi dar’a (Pir Huzurunda sorguya) çekebilirler. Çünkü “yol” “hatır”dan üstündür, “Hatır kalsın, yol kalmasın” denir. Hakkında şikâyet olan talip için Pir veya mürşit, Rehber’i görevlendirerek olay hakkında tahkikat yaptırır. Rehber, bir suç işlendiğine kanaat getirirse, talibe pir divanına çekileceğini söyler. Bu erkânda mümkünse Pir, Mürşit ve Rehber üçlüsü ile ikrar verip görgü erkânından geçen tüm talipler ve ehl-i kâmiller katılır. Her iki tarafın tanıkları da davet edilir. Öncelikle olay erkânda bulunanlara etraflıca anlatılır. Sonra davacı meydana alınır ve dâra çekilir, doğru konuşacağına dair yemin ettirilir, ifadesi alınır. Varsa şahitleri dinlenilir.

TÖVBE SURESİ OKUNUR 

Pir, Tövbe suresinin 68. Ayetini okur: “Allah; münafık erkeklerle, münafık kadınlara ve kafirlere cehennem ateşini vaadetmiştir. Orada temelli kalıcıdırlar. Bu, onlara yeter. Ve Allah; onlara la’net etmiştir. Onlara, sürekli bir azab vardır.”

Pir bu ayeti okuduktan sonra bunlara, doğru söyledilerse Allah’ın yardımcıları olması; iftira ve bühtan etmişlerse de ayetin anlamına uygun bir dua verir: “Allah Allah! Geldiğiniz yolda durduğunuz dârda, Ehl-i Beyt’in yolunda doğru konuştuysanız, Hakk Muhammed Ali yardımcınız olsun. Sizleri doğruluktan, doğru yoldan ayırmasın. Dilden dileğinizi, gönülden muradınızı versin. Eğer bu dârda, bu yolda yalan edip iftira ettiyseniz, Tövbe suresi’nin 68. Ayetinin belirttiği azaba uğrayasınız. Doğruların Ali yardımcısı, Hızır kılavuzu olsun. Gerçeğe Hü” der ve dârdan indirir. Arkasından, Rehber, suç isnat edilen talibi huzura getirir ve dâra çeker; talip yemin eder ve ifadesi alınır. Varsa onun da şahitleri dinlenilir ve onlara da aynı ayet okunur. Karar açıklandıktan sonra talip düşkün ilan edilmişse erkânı derhal terk etmesi istenir. Ve verilen karar tüm çevreye ve cemaate açıklanır. Suçlu görülen talip suçun derecesine göre, bir, üç, beş, yedi veya on yıl cem ve cemaatlerin hiçbirine giremez. Kendisine selam verilmez ve selamı alınmaz. Evine gidilmez ve hiç kimse evine sokmaz. Maddi manevi hiçbir yardım yapılmaz. Ancak bir ölüsü olursa, ölüsünün defnine yardım edilir. Fakat ölü için verdiği yemek dahi yenmez. Böylece talip toplum dışına itilerek vicdan hapsine mahkûm edilir.

Suç işleyen talibin suçu mağdurlar tarafından affedilip razılık alınsa da bu tek başına yeterli değildir. Cemaatin de razılığının alınması için cem tertip edilir. O cemde talip, pirler ve cemaat huzurunda tekrar yargılanır ve cem erenleri “Biz razıyız, Allah da ondan razı olsun” diye razılık verirse, pir cemaatle birlikte cezayı yeniden karara bağlar ve uygular. Buna “Düşkünlük Erkânı” denir. Bu erkândan geçen ve cezasını çeken taliplerin, itibarları da iade edilmiş olur. Düşkünlük uygulaması Peygamber Efendimizin sünnetinden alınmıştır. Tebük Seferi sonrasında, sefere katılmayan üç sahabe hakkında verilen cezaya benzer. Süresi belirsiz bir şekilde başlayıp ellinci günde Allah’ın lütfu ile hitama eren bu cezalandırmada sahabeler, Allah ve Resulü’nün emri ile bu üç sahabeden el etek çekmiş, konuşmamış ve İslam toplumundan dışlamışlardır. Bu üç sahabe en ağır şekilde vicdan hapishanesine mahkûm edilmiş ve yaptıkları hata ile baş başa bırakılmışlardır. Burada dikkat etmemiz gereken en önemli husus bu üç sahabenin gönülden inanmış, teslim olmuş ve peygamberle biatleşmiş olmalarıdır. Hâlbuki Peygamberimiz münafıkları beyan ettikleri özürlerine karşılık affeder görünmüş ve hesaplarını Allah’a bırakmıştır. Yukarıda da belirttiğimiz gibi bir kişinin “düşkün” ilan edilebilmesi için yol-edep-erkân’a bağlanması ve canını ve malını teslim etmiş olması şarttır.

Şenol Kaluç