" Mustafa Alican " Kategorisi

  • Bir tarih tanığının feryadı

    Bir tarih tanığının feryadı

    Ahmet İzzet Paşa’nın hem Osmanlı’nın son yıllarına, hem de Cumhuriyet döneminin ilk yıllarına yaptığı şahitliği içeren, dönemin siyasî manzarasını biçimlendiren fikirleri tahlil ve tenkîd eden Feryadım isimli hatıratı, derinlemesine tahlil edilmesi gereken bir eser.


  • Varoluşun Anlamına Dair

    Varoluşun Anlamına Dair

    Hiçbir sorun görmeden ve şikâyet etmeden, memnun olduğu sanısıyla hayatını devam ettiren hayattan istediklerini elde etmiş birinin, şu ya da bu statü açısından kendisinden aşağıda bulunan bir başka kimsenin hayatının dolayımıyla, aslında olduğu kişiden memnun olmadığını fark etmesi tuhaf bir durumdur. İnsana, şimdiye kadar bir yalanla yaşadığı duygusunu verecek kadar da tehlikelidir. Ve onu, daha önce hiç görmediği, bilmediği ve duymadığı, hatta var olduğundan bile haberdar olmadığı bir çıldırasıya değişmek, farklılaşmak arzusunun malulü durumuna getirir.


  • Tarihçilerimiz Neden Sessiz?

    Tarihçilerimiz Neden Sessiz?

    Milletçe sahip olduğumuz tuhaf bir dürtünün etkisiyle her türlü abartmaya karşı yoğun eğilimler besliyoruz. Ermeni ve Kürt meselelerinde son derece radikal olmayı milliyetçiğin gereklerinden biri olarak algılayabiliyor ya da söz konusu mevzularda aşırı bir aşağılık kompleksine kapılarak var olmamış olanı dahi kabul etmeye meyyal bir suçluluk psikolojisini benimseyebiliyoruz.


  • Talât Paşa’nın “Soykırım” Savunması

    Talât Paşa’nın “Soykırım” Savunması

    Ermeni meselesi, son yıllarda uluslar arası platformda Türkiye’nin en çok başını ağrıtan sorunların başında gelmektedir. 1915 yılında Türkiye tarafından atalarına soykırım uygulandığını iddia eden Ermeniler, bu iddialarını 17 ülkenin parlamentosuna kabul ettirmişlerdir ve içinde bulunduğumuz günlerde de, ABD yönetimine “soykırım” tezlerinin kabul edilmesi için baskı uygulamaktadırlar.


  • Haruki Murakami’nin Büyülü Evreni

    Haruki Murakami’nin Büyülü Evreni

    İyi bir roman okuduğum her seferinde aklımın bahçelerinde yeniden ve tekrar tekrar kendini gösteren, yankılanan, ağzımdan çıkıp insanların kulaklarına ulaşan bu cümle, öğrencilik yıllarımda yurt arkadaşlarımdan biri tarafından pejmürde bir kağıt parçasına yazılarak mavi renkli KYK dolaplarından birinin kapısına yapıştırılan bu motto, Haruki Murakami’yi okurken yeniden düştü aklıma. Japon yazarın tuğla kalınlığındaki kitaplarının sayfalarını çevirirken ve saatler önce geç vakitlere, sonra da baharın başıbozuk neşesiyle zehirlenmiş sabahlara ulaşırken, sarmaşık kokularından sarhoş olmuş sokaklarda yankılanadurdu birkaç hafta. Kanımı zehirledi yine, kanımı zehirleyen bir yazarla.


  • Herzog

    Herzog

    Modern çağın sosyal, kültürel, siyasal ve ekonomik aygıtları, insan hayatını kendisine ait olmayan şeylerle kuşatmış ve insanı, aslında kendisi olmayan, ancak kendisi olduğunu sandığı bir tür haline getirmiştir. İnsanın kimliğini çok katmanlılaştırarak yalınlıktan uzaklaştırmış, kendi özüne yabancılaştırdığı insanı, bir tür oyuncaktan başka bir şey olmayan kimlik tanımlamaları ile kendisinden başka bir şey yapmıştır. Modern çağ insanının yaşamı, insanın kendisini kuşatan dışsallıklardan kurtularak kendisini var etmeye çalıştığı bir süreç, kendisi ile kendisi olmayanı ayırt etmeye çabaladığı bir mücadele ve tanımlama alanıdır.


  • Vatan Yahut Kaygı

    Vatan Yahut Kaygı

    Tarihin her döneminde farklı içeriklerle karşımız çıksa da, yurtseverlik, bünyesinde bulunulan politik yapılanmanın sağladığı özgür yaşam tarzına ve bu yaşam dolayımında söz konusu politik yapılanmaya duyulan bağlılığı ifade eder. George Orwell’a göre, doğası gereği hem askeri anlamda hem de kültürel anlamda savunmacı olan yurtseverlik, güç elde etme arzusu ile dopdolu olan milliyetçilikten farklıdır. Yurtsever kendisine özgür bir yaşam sağlayan vatanına şefkat ve merhamet duyguları ile bağlıyken, milliyetçinin bağlılığı tinsel bir bağlanımdır.