" Psikoloji ve Sosyoloji " Kategorisi


  • Kültür endüstrisine karşı lümpenizm

    Kültür endüstrisine karşı lümpenizm

    Türkiye’de yerleşik kültür anlayışının, organizasyonlarının, küresel kültür tesirinin kırılması için büyük siyasal dönüşümlere yatkın yeni bir güzideler sınıfının teşekkül etmesi gerekir. Kültür endüstrisinin belli başlı sahalarına girmedikçe kültür kapışması yapılamaz.


  • Tecdidi tecditten kurtarmak

    Tecdidi tecditten kurtarmak

    Yenilik, neo, cedit, tecdit gibi sözcüklerin her biri, bir biçimde modernleşmeye işaret etmekte, bu itibarla da yenilikçi, ceditçi akımların, yenileşme ve tecdit hareketlerinin belki de istisnasız tamamı modernist, sentezci akımlar olarak karşımıza çıkmaktadır. Aslında “yeni”nin bu topraklarda en az 200 yıllık bir tarihi var ve “yeni” bizatihi yeni değil.


  • Entelektüeller dine küsüyor mu?

    Entelektüeller dine küsüyor mu?

    Prof. Dr. Mehmet Evkuran, İstanbul Müftüsü Hasan Kamil Yılmaz’ın ‘Tarikatlar ve cemaatler denetlenmeli’ çıkışının ardından başlayan tartışmalara farklı bir açıdan ışık tutuyor. Diyanet’in denetleyemediği bu yapıların Başkanlığa serbestçe ve sert eleştiriler getirebilmesine dikkat çekiyor.


  • Çocukta Dini Duygu ve Gelişimi

    Çocukta Dini Duygu ve Gelişimi

    Kişilik gelişiminin oluşmaya başladığı 0-6 yaş dönemi, insan hayatının geri kalanını etkileyen en önemli dönemdir. Bu nedenle hayatın başlangıcı olan bu dönemde çocuklara gelişim özellikleri bilinerek bunlara uygun şekilde yaklaşılması gerekmektedir. Bu yaş grubu çocuk için dinî duygu gelişimi de yine hayatın geri kalanını ve kişiliği etkilemesi açısından önemlidir. 0-6 yaş çocuğunda dinî duygunun gelişimi büyük ölçüde çevresine dayanmaktadır. Çocuk dine karşı tutumunu ve dinin kendisine hissettirdiklerini çevresinden gördükleriyle ve kendisine söylenenlerle şekillendirir. Burada çocuğun dine karşı mantıklı bir yaklaşımı yoktur.


  • Yalan dostluklar

    Yalan dostluklar

    Muhabbeti esas alan yüz yüze bir birliktelik olarak sohbet, dostluğun tarzıdır bizzat. “Dostlar sohbet eder” ifadesi “yağmur yağar” ifadesi gibi analitik bir ifadedir. Bir dostla baş başa candan bir sohbetin, bir muhabbetin yerini başka hangi iletişim biçimi alabilir?


  • Önüm Arkam Sağım Solum: Reklam

    Önüm Arkam Sağım Solum: Reklam

    Binlerce beğeni alan fotoğraf karelerinde gerçeği yansıtmayan ne çok şey var. Ve kaçamıyoruz ne yazık ki kaçamıyoruz. Artık bu sanal dünyanın bir parçası olarak sadece bu korku seansının içinde dönüp duruyoruz. Önüm arkam, sağım solum, bana mutluluk vaat eden reklamlarla dolu…


  • Devlet, Kanun, Hukûk(*)…

    Devlet, Kanun, Hukûk(*)…

    Şayet devletin önemini, onsuz başımıza gelebilecek belâların vehâmetini, devletlûlarımızın karar ve icraatlarında ne kadar isabet buyurduklarını, onların başımızda bulunmasının ne büyük şans olduğunu… söyleyecekseniz devlet üzerine konuşmak bir hayli kolaydır ve ayrıca konuşana bir hayli kazanç temin eder. Mevcut haliyle devlet, onun çatısı altında işleyen fiilî siyaset ve iradesinin bir ürünü olan yürürlükteki hukuk, bunlardan yana olduğu halde eğri oturup doğru konuşabilen vicdan sahipleri açısından bile “bütünüyle savunulabilir” değildir oysa. Bir tür idare-i maslahat ve “Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olmak” kaygısı ile “Devlet’ten yana olma”yı bir tercih meselesi değil de bir ödev sayan bir zihin hali bile, “rüşvet-i kelâm”ı aşarak “devletin eleştirilebilir” bir şey olduğunu kabul etmek durumundadır. Fakat bu zihin, devlet çarkına yöneltilecek eleştirinin “evdeki bulgur”a nankörlük etmeden, “bizim bünyemize uygun”luğuna titizlik göstererek ve dahası, “devlet yükünü sırtlamış cefâkârlar”a karşı hadsizlik etmemeye özen göstererek “olumlu eleştiri” sınırlarında kalması gerektiğine kânîdir.


  • ‘Şeytan modern döneme kendini daha çabuk uyarladı!’

    ‘Şeytan modern döneme kendini daha çabuk uyarladı!’

    Faruk Beşer, Yeni Şafak’ta geçmişteki yazılarından birinde ateizm ve deizm konusunda görüşlerini paylaşmıştı. Türkiye’de son yıllarda artan oranda dikkat çeken ve tartışma mevzuu olan bu konuda önemli noktalara değiniyor Beşer. “Gençlerimiz neden aeist ya da deist oluyor” başlıklı yazısının ilk bölümünde bir okuyucusundan gelen mektubu paylaşan Beşer, ikinci bölümünde ise deizmin nasıl bir hastalık olduğunu, Türkiye’de hangi şartlar altında bu hale geldiğini inceliyor. Şöyle devam ediyor Faruk Beşer:




  • İnsan?

    İnsan?

    İnsan, şu evrende yaşayan en garip yaratıklardan birisidir. Etrafına bakıp gözlemlediğinde diğer canlılarla kıyaslamaya girememen imkansızdır. Bilim insanları fizyolojik ve biyolojik açıdan incelemeler yaparken, net sonuçlara ulaşabiliyorlar. İnsan duyguları incelendiğinde ortaya hiç bir şey çıkmamakta içinde bilimsellik barındırmadığından ispatlanamayan teorilerden öteye geçemiyoruz. Medya öyle bir şey ki, kelime anlamını bilmediğimiz değişik kavramlar kullanıldığında onun doğru olduğunu kabul ediyoruz. Yüzeysel olarak baktığımızda, her canlı gibi insan da doğar, büyür ve ölür. Hukuken sayılabilmemiz için tam ve sağ doğum ve reşit olmamız yeterliyken, toplumda sayılabilmemiz için güç, para, bilgi, başarı gibi sonradan kazanılan maharetlere ihtiyacımız vardır. Çünkü devir ‘ye kürküm ye’ devridir.


  • YARATILIŞ MI?, EVRİM Mİ?, YOKSA..?

    YARATILIŞ MI?, EVRİM Mİ?, YOKSA..?

    Materyalistler maddenin kökeni ve Evrenin ya­ratılışından kaçınmak için başlangıcı olmayan, sonsuz bir evrene inanmaya yönelirler. Böyle ölümsüz bir evrende,  kökeni göz ardı edilebilirse madde sonsuza dek var olabilir. Ateist evrimciler sırf bu yüzden; sonsuz bir uzay ve zamana ihtiyaç duyarlar. Uzay ve zaman son­suz ise, evren de bir yaratıcıya muhtaç ol­mayacaktır. Eğer zaman sonsuz ise, evrenin bir başlangıcı olmayacaktır. Yine evren sonsuz büyüklükte ise, bu sonsuz evrenler çiftliğinden birinde hayat tesadüfen oluşabilecektir. Böyle sonsuz ve başlangıcı olmayan bir evren Tanrı’ya gereksinim duymayacak ve kendi kendine yeterli olacaktır. Kendi kendine yeterli bir evren fikri, aslında sonsuz kudretle, ilimle donatıl­mış olmaktadır. Bu takdirde ya, fizik /cosmos tanrıdır, ya da evren Tanrı’nın niteliklerine sahiptir.


  • Anadolu İslamı / Yunus Emre

    Anadolu İslamı / Yunus Emre

    13.yüzyılın son yarısı ile 14.yüzyılın ilk çeyreği içinde yaşamış olan Yunus Emre; Ahmet Yesevi mektebinin Anadolu’daki en önemli temsilcisidir. Kimilerine göre; Yunus Emre, İslam sûfîliğini geleneksel Türk kültür yapısına göre yeniden yorumlamış, klasik tasavvufla Türk Halk İslam’ının motiflerini birleştirmiştir. Kimilerine göre; Yunus Emre; İslami kültürden çok, İslam öncesi Anadolu’nun putperest kültüründen beslenen, Türkiye halklarının ortak kültürünün bir ürünüdür. Bu akımın Yunus Emre’si, insanca bir sevgi ve coşku adamıdır. O bir Anadolu köylüsüdür. Bu topraklarda yaşamış bütün insanların sözcüsüdür. Bütün dindarlığına rağmen hiçbir dinin adamı değildir. Tersine bütün dinlerin ötesinde; kitapsız, tapınmasız, törensiz bir inancın adamıdır. Bu inancın tek kuralı sevgidir



  • Üniversite demekle üniversite olunur mu?

    Üniversite demekle üniversite olunur mu?

    Bu yıl da üniversitelerimizin yeni akademik yıl açılışı, üniversite rektörleri ve siyasetin tepesindekilerin de yer aldığı geniş bir katılımla Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde gerçekleşti. Geçen yıl üniversitelerin akademik açılışının ilk defa Beştepe’de yapılmasıyla birlikte Türkiye’nin yeni bir geleneği daha oldu. Bugün itibariyle 120’si devlet, 65’i özel ve vakıf olmak üzere toplam 185 üniversitemiz bulunuyor (Kaynak: YÖK, 2017 Temmuz). Bunların ekseriyeti son 15 yıl içerisinde açıldı. Şüphesiz kalkınma yolunda ilerleyen ülkemizde diğer alanlara paralel olarak üniversite sayımızın da artırılması gerekiyordu. AK Parti iktidarı bu konuda sadece üniversite sayısını artırmakla kalmayıp daha önce hayal bile edilemeyen miktarlarda bu kurumlara yatırım bütçeleri de verdi. Ülkenin en uzak bölgelerinde yer alan ve henüz kasaba görünümünden kurtulamayan şehirlerine varıncaya kadar hemen her yerde üniversiteler açıldı.


  • İlahiyat çevrelerinin ‘Halk İslamı’na yaklaşımı problemli

    İlahiyat çevrelerinin ‘Halk İslamı’na yaklaşımı problemli

    İki cilt halinde yayımlanan ‘Cumhuriyet Türkiyesi’nde Bir Mesele Olarak İslam’ kitabında yer verdiği tespitler üzerine Prof. İsmail Kara önemli değerlendirmelerde bulunuyor.Modern eğitim süreçlerinden geçmiş İslâmcıların ve İlahiyat, Diyanet çevrelerinin ‘halk İslamı’nı, müslümanlığı tenkitçi bir bakış açısıyla ele alışları kitabın neredeyse tamamında karşımıza çıkan vurgulu bir konu. Bu nedir ve niçin bu kadar önemlidir?


  • İslamcıların Türkiye hassasiyeti ‘Dindar Kemalizm’ midir?

    İslamcıların Türkiye hassasiyeti ‘Dindar Kemalizm’ midir?

    ‘Jön Türklük ve Kemalizm Kıskacında İttihadçılık’ kitabının yazarı İsmail Küçükkılınç, ‘İslamcı Kemalizm’ gibi suçlayıcı kavramların kolaylıkla kullanılmasına itiraz ediyor. Son günlerde İslamcıların Türkiye, millet ve memleket hassasiyetini birileri Kemalizmle, hatta faşizmle ilişkilendirmeye çalışıyor. Bunların hemen hepsinin iyiniyetten hayli uzak olduğunu söyleyebiliriz. İslamcılık; sadece Namık Kemal, Ziya Paşa ve Ali Suavî ile anılan Yeni Osmanlıların değil, Mehmed Akif, Said Halim Paşa, Hüseyin Kazım Kadri, Abdürreşid İbrahim, Halim Sabit Şibay, Babanzade İsmail Hakkı, Hacı Adil Arda kanalıyla İttihadçıların da mütemayiz vasfıydı. Enver Paşa İttihad-ı İslam siyasetinin yılmaz bir müdafii idi. Şayet Hafız [İsmail] Hakkı Paşa, tifüsten vefat etmeseydi İTC’nin askerî kanadında dindarlık ve İslamcılık bugün daha fazla konuluyor olacaktı.



  • Hümeze – Sınırlarımızı Biliyor Muyuz?

    Hümeze – Sınırlarımızı Biliyor Muyuz?

    İlahiyata başladığım seneden itibaren mezun olmamın yaklaştığı şu günlere gelene kadarki dört yıllık süre içerisinde, anneannem beni ne zaman görse bana kısa surelerin anlamını sorar. Ama en çok neyi sorar biliyor musunuz? Hümeze suresi. Ne anlama geliyor ne anlatmak istiyor diye. Bunu neden ısrarla sorduğunu hiç anlamamıştım. Bir tane meal açar manasını okurdum. Ama şunu çok iyi anlamıştım oturup hep beraber bu sureyi iyice anlayana kadar okuyup okutmamız, anladıktan sonra herkese anlatmamız gerekiyor.