" Aile " Kategorisi


  • ‘Dizilerle olumlu Türkiye imajı’… Emin misiniz?

    ‘Dizilerle olumlu Türkiye imajı’… Emin misiniz?

    Toplumsal hayatın vazgeçilmezlerinden biri haline gelen tv dizilerinin üretimi hızla sürerken, dizi ihracatı da artıyor. Cumhurbaşkanı’nın da eleştirdiği Muhteşem Yüzyıl’ın hala en fazla ihraç edilen dizi olduğu, sorunlu içerikle malul diğer dizilerin ortalıkta cirit attığı bir vasatta ‘dizi ihracatı güzellemesi’ni bir kez daha düşünmekte fayda var gibi.



  • Noraliya.com yayın hayatına başladı

    Noraliya.com yayın hayatına başladı

    Başta kadınlar olmak üzere, sağlık, moda, anne ve çocuk, kültür ve sanat ve mutfak gibi konularda özgün ve kalieli bir sosyal paylaşım platformu olarak noraliya.com yayın hayatına merhaba dedi. Uzman editör kadrosu ile internette alanında yeni bir habercilik anlayışı sunmayı hedefleyen noraliya.com sosyal medyada kadınlar ile ilgili bir çok kirli yayınlara karşı özgün ve kaliteli bir yayın ilkesi ile var olacağını ifade ediyor. 


  • Çocuklar İçin Yeni Tehlike İsimsiz Mesaj Uygulamaları

    Çocuklar İçin Yeni Tehlike İsimsiz Mesaj Uygulamaları

    Gazete Habertürk’ün ‘sanal zorba tehlikesi’ haberi, dikkatleri tekrar sanal dünyada çocukları bekleyen tuzaklara çekti. Yurtdışında ‘sanal zorbalık’ örnekleri nedeniyle ebeveynlerin yasaklanmasını istediği ‘Sarahah’ın Türkiye’de de kullanıcı sayısı hızla artıyor. Gazete Habertürk’ten Soner Özcan’ın haberine göre uzmanlar, isimsiz mesaj uygulamasının taciz ve tehdit söylemlerini artıracağını ifade etti.


  • Gündelik hayat ve aşkınlık

    Gündelik hayat ve aşkınlık

    Her ne kadar aşkınlık imkânı aynı zamanda gündelik hayatta yatıyor olsa da, işbu imkânı sönümlendirmeye ya da onu içkinlik düzlemine tercüme etmeye namzet bir mekanizma da orada hazır bekliyordur daima. Bu yüzden aşkınlıkla sahici bir temas söz konusu mekanizmayı tesirsiz kılmaya çalışmakla mümkün olabilir.



  • Köle kadınların hayaleti aramızda

    Köle kadınların hayaleti aramızda

    Kadın cinayetleri üzerinden değerlendirmede bulunan ‘Karşılaştırmalı Mitoloji: Tolkien Ne Yaptı?’ kitabının yazarı M. Bahadırhan Dinçaslan “Türkiye’de gitgide kadını baskılayan, ikinci sınaf gören bir anlayış var” diyor.


  • Yalan dostluklar

    Yalan dostluklar

    Muhabbeti esas alan yüz yüze bir birliktelik olarak sohbet, dostluğun tarzıdır bizzat. “Dostlar sohbet eder” ifadesi “yağmur yağar” ifadesi gibi analitik bir ifadedir. Bir dostla baş başa candan bir sohbetin, bir muhabbetin yerini başka hangi iletişim biçimi alabilir?


  • KAYBEDİLEN SAVAŞ: BONZAİ!

    KAYBEDİLEN SAVAŞ: BONZAİ!

    Ürperdiler birden, ne çok acı vardı. Selamsız toplum suça müsaitti. Herkes ölecek yaştaydı; lakin bonzaiden ölmek müslümana yakışmazdı. Bu, küresel bir savaştı ve ülkesi bu savaşı kaybetmişti.


  • TRT’de Kimlik Sorunu

    TRT’de Kimlik Sorunu

    1964 tarihinde ilk önce radyo olarak yayın hayatına başlayan TRT, 1968’de ise bünyesine Televizyon yayıncılığını da ekleyerek yayın yelpâzesini genişletmiştir. TRT kuruluşundan bugüne kadar birçok tarihi olaya tanıklık etmiş, bilhassa darbe konuşmaları TRT’den yapılmış, Türk iç ve dış siyasetini yönlendiren son gelişmeler buradan halka duyurulmuştur. Türk devletinin televizyonu olması dolayısı ile de bir çok zaman mevcut siyasetin propaganda aracı olarak kullanılmış, politikada meydana gelen çalkantılardan TRT de bir çok zaman etkilenmiştir.


  • En büyük sermayemiz güçlü aile yapımız

    En büyük sermayemiz güçlü aile yapımız

    Ailenin varlığını “güçlü ve sağlıklı” bir şekilde sürdürmesini amaçlayan, aileyi “sorunun değil çözümün merkezi” olarak gören, “kadim doğrular ve yeni gerçekleri” dikkate alan bütüncül politikalar üretilmeli ve uygulanmalıdır.


  • Alet işler kadın övünür

    Alet işler kadın övünür

    Sizin de dört bir yanı eşya ile kuşatılmış evinizde nefes alabilmek, bir makine gürültüsü ya da ışığı olmadan birkaç dakika geçirebilmek için kendinize huzurlu, her şeyden yalıtılmış bir köşe aradığınız oluyor mu? Şu an bu satırları yazarken neredeyse bu anı yakalamış olduğumu söyleyebilir(im)dim. Dışarıdan içeriye dolan kuşların bahar şarkıları… Yoo… Bilgisayarımın ruhu deliniyormuşçasına iniltisi, telefonumun sürekli kendini hatırlatırcasına titremesi, buzdolabının öksürüğü, su sebilinin çatırtısı, bulaşık makinesinin şarıltısı, üzerine örtülmüş onlarca kapı olmasına rağmen kulaklarımı ağrıtan çamaşır makinesi ile kurutma makinesinin kavga sesleri… Şimdi de annem hamur yoğurma makinesini çalıştırdı… Huzur? Sevgili Oğuzcuğum Atay eşya ile münasebeti ne güzel özetlemişti. “Aman Allah’ım, ya eşya bir gün delirirse?” Bense eşyalarının çoktan delirdiğini, evlerimizi işgal edip keyiflerince hareket ettiklerini, bizi kendilerine umutsuzca ve karşılıksız bir aşkla bağladıklarını söylüyorum. Evet, aşk… Karşılıksız evet… Kalabalık bir misafirinizin ardından bozulan bulaşık makinenize duyduğunuz gibi.


  • Ah Maslow sen bana neler ettin!

    Ah Maslow sen bana neler ettin!

    Dua etmeyi unutma, diyorum. Artık ezberlediğini göstermek için sesli sesli okuyor eşim: “Bismillah, âmentü billâh, va’tesamtü billah ve tevekkeltü alellâh ve lâ havle ve lâ kuvvete illâ billah.” Zırhımızı kuşandık, artık çıkabiliriz. Anneannesinin kucağındaki kızımızı öpüp asansörü bekliyoruz. “Görmedim sanma” diyorum. Genelde bir açığını yakaladığımda, yüzünde pis bir gülümseme olur. Fakat belli ki bu sefer ne yaptığını o da anlamamış. “Yine mavi çoraplarını giymişsin.” Rahatlıyor. Ne sandı kim bilir? “Nesi var, gayet güzel çoraplar.”
    Güzellik eşiği ne kadar da düşük diye düşünüyorum. “Olmaz da, hani bir gün bana çok güzelsin, dersen kesinlikle sevinmeyeceğim.” Arabaya gidene kadar gülüşüyoruz. Keyfimiz az ilerideki trafik ışıklarına kadar sürüyor. Sağa yeşil ışık yanıyor, fakat önümdeki sürücü yanlış şeride girdiği için kırmızıda beklemek zorundayız. Eşim, önümüzdeki araca İsmet Özel’den bir şiir ile sesleniyor: “Burada kalamazsın ve başa dönemezsin, Gitmek zorundasın kovalanan bir Yahudi gibi.” Tam o sırada arkamızdan bir korna sesi duyuyoruz. Dat! Daaat! Daaaaaaat!


  • EV KADINI BURADA OTURMUYOR

    EV KADINI BURADA OTURMUYOR

    Farabi şehri “menzil-ev”den başlatmaktadır. Bu ev birtakım ortaklıklardan (iştirâkat) oluşur ve onlarla meydana gelir. Bunların sayısı dörttür: 1) Karı-koca, 2) Efendi ve hizmetçi, 3) Anne-baba ve çocuklar, 4) Mal-mülk ve sahibi. Farabi’ye göre evi oluşturan dört unsur ve ortaklıkların yöneticisi, bir bütün olarak onların ortak işler yapmalarını amaçlar. Tek bir amacın gerçekleşmesi, evin iyi şeylerle tam olarak tesisi, iyi şeylerin ve ev halkının korunması, onların karşılıklı olarak yardımlaşmalarının sağlanması, onların bir kısmının diğerleriyle birleştirilmesi, evin yöneticisiyle gerçekleşir. O’na aile reisi (el menziliyyu) denir. Evdeki bu kişi, şehrin yöneticisine benzer. Evlerin her birisi, birbirine bitişik ve farklı derecelere sahip, her birisi bağımsız olarak belirli bir fiili yapan, fiilleri evin ve şehrin amacının tamamlanması için karşılıklı yardımlaşmada birleşen belirli sayıda farklı kısımlardan meydana gelir. (Farabi, Fusulü’l Medeni, Haz: Hanifi Özcan, M.Ü. İlahiyat Fakültesi Vakfı Yayınları, 2005: 61-62).


  • İlle de fennî/ilmî ev kadını yetiştirmek

    İlle de fennî/ilmî ev kadını yetiştirmek

    1900’lü yılların başında geleneksel Osmanlı hayatının âdet ve merasimlerine dair yazan Abdülaziz Bey’e göre Osmanlı’da kız çocukları okumayı ve dinî vazifelerini öğrendikten sonra, daha küçük yaşlardan itibaren “iyi bir ev reisesi” olmak üzere yetiştirilirlerdi. Sıbyan mekteplerinden sonra ev mekteplerine devam eden kızlardan yaşı büyük olanlar cuma gününe ilaveten pazartesi de okula gitmezler, haftanın iki gününü evlerinde bez dokumak, çeyiz hazırlamak ve nakış işlemek gibi işlerle geçirerek ev reiseliğine hazırlanırlardı.


  • Ev kadınlarının televizyon ile imtihanı

    Ev kadınlarının televizyon ile imtihanı

    70’li yıllarda, televizyon, ortak bir kaçış alanı olarak dâhil oldu evlerimize. Ev ahalisi ve ziyaretçilerin sessizce ekran karşısına oturduğu, pür dikkat gözünü ekrandan ayırmadığı zamanlar. Oturma düzeninden dolayı kimse kimsenin yüzünü görmezdi, bakışlar televizyon ekranında kilitlenirdi. 80’li yıllarda, televiyon, her evin olmazsa olmazı konumuna geldi. TV bahanesiyle yapılan akraba, komşu ziyaretleri azaldı. Her evin en kıymetli köşesinde yer alan TV, aile üyelerinin karşısında bir araya geldiği en değerli teknolojik aygıttı. 90’lı yıllarda, özel kanalların açılması ile birlikte 24 saat yayına geçildi ve gündüz ekranı macerası başladı. Ev kadınlarının işini aksatmasına sebep pembe diziler, okul çağındaki çocuklara ödevlerini unutturan çizgi filmler derken, TV üzerine yapılan tüm uyarılar yakın mesafeden seyredilmemesi üzerineydi. Gözleri bozacağından endişe edilirdi.


  • “Gençlere ‘Neden evlenmiyorsun’ diye sorulmaz.”

    “Gençlere ‘Neden evlenmiyorsun’ diye sorulmaz.”

    Fatma Bayram: “Gençlere ‘Neden evlenmiyorsun?’ diye sorulmaz.” – Röportaj: Ayşegül Nalçacı Fatma Bayram Türkiye çapında tanınmış bir vaize. Bir Vaizenin Günlüğü adlı bir kitabı var. “Fatma Hocanım” düzenli bir şekilde toplumun değişik kesimleri ile bir araya geldiği için insanların dertlerine ve deva arayışlarına yakından tanık. Kendisi henüz çiçeği burnunda bir kayınvalide. Bu yüzden gençlerin evlenmesine, eğlenmesine dair çarpıcı tespitlerini ayne’l-yakin hükmünde ele almak gerekiyor.


  • Dört Liralık Çay

    Dört Liralık Çay

    İnandığımız değerler ve savunduğumuz doğrularla yaşantımız çeliştiğinde çevremizden olumsuz tepki alıyoruz normal olarak; ama farkında olmadan kendimize de büyük zararlar veriyoruz. Mesela inandıklarımızdan ve değer verdiklerimizden uzak düşüyor, karşısında olduğumuz ne varsa bir anda onun içinde buluyoruz kendimizi. Bakın ne söyleyeceğim, ailemden şimdiye kadar öğrendiklerim içinde belki de hayatımı en fazla kolaylaştıran şey olabildiğince sade yaşamak, yaşantıma uygun davranmak ve beklentilerimi minimum düzeyde tutmak oldu.


  • Ev mi, Ahlak mı Önce?

    Ev mi, Ahlak mı Önce?

    Ev ve şehir meselelerini konu edinen “Apartmana Hayır” kitabım 2007’de “Mutlu Ev” kitabım ise 2012 yılında yayınlandı. Bir okurum “bu işte nazarî /teorik boyutun artık aşıldığını, asıl eksikliğin gözle görünür örnekler ortaya konmaması”olduğu yönünde bir eleştiri getirmişti, şimdi buna cevap vermek istiyorum; Bu eleştiride görünür bir İslâm evi örnekliği olmayışının mühim bir eksiklik olduğu, eğer kendi inanç değerlerimize uygun örnek bir ev inşa edebilirsek bunun bir talep doğuracağı ve bu sayede İslâm şehrine doğru bir yönelişin başlayacağı îma edilmektedir.