Bir Krizin Anatomisi: İran

Umut Güner

Felsefeci, Tarihçi ve Stratejist.
Milliakil.Com Genel Yayin Yönetmeni

FacebookTwitter

Bir Krizin Anatomisi: İran

Bir Krizin Anatomisi

İran

İran da son bir haftadır benzerine daha önce Ortadoğu’da “Arap Baharı”, Türkiye’de ise “Gezi  Parkı” olarak rastladığımız ülke içi ve dışı siyasi, sosyal ve ekonomik boyutları olan kitleler eylemler ile çalkalanmaktadır. Özellikle son iki gündür kanlı bir şekle de bürünen bu eylemler İran’ın devlet geleneği ve siyasi hayatı açısından büyük bir tehlike oluşturmaktadır.

İran topraklarında cereyân eden bu kitlesel eylemin sebepleri ve olası sonuçlarını sağlıklı bir şekilde değerlendirmek için öncelikle İran’ın tarihi birikimi, coğrafyası ve tebâsı olan etnik unsurların varlığını iyi bir şekilde bilmek gerekiyor.

Esas itibarı ile bu coğrafya tarihin kadim dönemlerinden itibaren önemli devlet ve insan topluluklarına ev sahipliği yapmış bir coğrafyadır. Bu nedenle bu coğrafyada devlet geleneği erken yüzyıllardan itibaren oluşmuştur. İran topraklarında bir çok farklı ulusun varlık göstermesi, birçok fetih faaliyetlerinin yürütülmesi gibi faktörler ile de bu bölge tarihi süreçte kültürel, siyasi ve ekonomik çeşitliliğe sahip bir çok medeniyetin kesişme noktalarından biri olmuştur.

Özellikle de Pers imparatorluğunun oluşturduğu muazzam devlet geleneği, İskender’in seyahati ile Helen kültürü ve son olarak da İslam’ın bu topraklarda yayılması ile İran coğrafyası büyük bir tarihi hafızaya ve birikime sahip olmuştur. Fars, Türk, Kürt, Arap, Ermeni  vs. birçok etnik unsurun bu topraklarda var olması, bu coğrafyada kültürel çesitlilik sağladığı gibi bazende etnisiteden kaynaklanan siyasi bir çok problemi de günyüzüne çıkarmıştır.

Modern dönem ile birlikte ise İran, demokratik devrimlerin, ideolojik yapılanmaların ve keskin hükümler ile yönetilen bir ülkenin adı olmuştur.

Sahip olduğu tarihi birikimin oluşturduğu medeniyet, kültürel çeşitlilik gibi hususlar nedeni ile modern dönemde hızlı yaşayan ve hızlı ilerleyen bir ülke olması İran’ı bir çok batılı devletin potansiyel düşmanı yapmıştır. Kısacası İran Batılı devletlerce kendi meşruiyetlerini sağlamlaştırmak için yarattıkları bir öteki, yani kurban olmuştur. Özellikle de ABD ve İsrail gibi ülkeler İran’ı kendilerine potansiyel bir tehdit olarak görmüşlerdir. Tüm bu sebeplerle de Irak-İran savaşı, İran Devrimi, İran Rehine Krizi gibi siyasi krizler yabancı ajanlar vasıtası ile yaratılmış/çıkarılmıştır.

İran’ın bir çok farklı etnik unsuru bir arada barındıran hetorojen bir yapı olması, Şii ve Sünni başta olmak üzere bir çok farklı dini mezhepten toplulukların bulunması, keskin şer’i hükümler ile yönetilmesi gibi hususlar İran’ı batılı devletler gözünde rahatlıkla kışkırtılabilecek, siyasi ve sosyal karışıklıklar yaratılabilecek bir ülke konumuna düşürmüştür. Bu farklılıklar bir zaaf olarak görülmüştür. Nitekim İran’da modern dönemde meydana gelen bir çok siyasi ve sosyal krizler özellikle dini ve etnik nedenler ile başlamış veya etnik/dini hususlar kullanılarak çıkarılmıştır.

Bugüne dönecek olursak yeni yılın ilk haftasi ile İran’da başlayan siyasi ve toplumsal krizin aslında yıllar önce Irak Savaşı ve Arap Baharı adı ile birçok Müslüman Arap ülkesinde başlatılan ve ardından Türkiye’de Gezi Parkı ve 15 Temmuz ile devam eden ve son olarak da ABD başkanı Donald Trump’ın Kudüs kararı ile devam eden Ortadoğu’yu yeniden dizayn etme sürecinin bir devamı olduğunu söyleyebiliriz.

İran’da patlak veren toplumsal krizin öyle kısa bir sürede başlayan ve hızlı bir şekilde yayılma gösteren bir toplumsal eylem olmadığını en başta bilmek gerekiyor. Aslına bakılırsa İran son bir-iki senedir yavaş yavaş bu krize Batılı senarsitler ve oyun kurucular tarafından hazırlanmaktaydı. Bizim de Rıza Zarrab dolayısı ile yakından bildiğimiz olayla ilişkisi olan İran’a uygulanan ambargo ile aslında İran bu sürece hazırlanıyordu. Ekonomik yaptırımlar, dış siyasetteki yalnızlaştırmalar, Sünni ve Şii çatışmasının hızlandırılması gibi durumlar ile İran bu krize bilerek ve istenilerek itildi. Özellikle ABD başkanı Donald Trump’ın başkan seçildikten sonra Arap ülkelerine yaptığı ziyaret ve ardından gerçekleşen silah alım-satımları, Sünni-Şii ayrışmasını gündeme getirilerek yapılan siyasi ve askeri işbirlikleri de İran’ı bu sürece getiren önemli bir faktörüdür. ABD, Şii-İran olası tehdidini gerekçe göstererek birçok Sünni Arap ülkesine yüklü miktarlarda silah satışı gerçekleştirmiştir.

İran’da meydana gelen krizin sebeplerinden biri olan ekonomik kriz ve ülke refahının azalması da bilinçli olarak yıllardır İran’a uygulanan ambargo ile yaratıldı, inşaa edildi. Ajan olan ve provokasyon ile yalan haber üretip halkı kışkırtan medya kuruluşları da halkı galeyana getirmek amacı ile yayınlar yaptı.

Yukarıda ifade ettiklerimiz haricinde belirtilmesi gereken bir diğer husus ise son bir senedir tekrardan şekilen ülkeler arası iş birliği ile Rusya, Türkiye, İran ve Suriye’nin küresel siyasetteki yakınlaşmaları ve başta ABD olmak üzere Avrupa Birliği’ne karşı oluşturulan siyasi ittifakın varlığıdır. Bu ittifakın taraflarından olan İran, dolaylı olarak ABD ve Avrupa Birliği için bir tehdit bir potansiyal düşman olarak görülmüştür ve bu ittifak içindeki gücü ve varlığı zarara uğratılmak istenmiştir.

İran oluşturduğu imaj ve ülke yönetimi olarak kapalı bir ülke olsa da malesef birçok MOSSAD ve CIA ajanlarının etkin bir faaliyet alanı olan bir ülkedir. Bu vesile ile İran’da görevli birçok istihbarat mensubu kişiler bu eylemleri bilinçli bir şekilde provoke etmekte, bunu yaparken de İran gibi birçok farklı dini ve etnik unsura sahip olan ülkenin zaaflarını kullanmakta ve kışkırtmaktadır. Özellikle bizim de “Arap Baharı” ve “Gezi Parkı” dolayısı ile yakınen bildiğimiz ve aşina olduğumuz özgürlük, demokrasi ve insan hakları gibi retorikler ile kamuoyu oluşturulmakta ve dış dünyada eylemler meşrulaştırılmaya ve haklı gösterilmeye çalışılmaktadır.

Özellikle İngiliz BBC kanalı özgürlük, insan hakları gibi kavramların ardına sığınarak İran’da asayişi sağlamak amacı ile kısıtlanan internet erişiminin nasıl delineceği ile ilgili Farsça yayınlar yapmaktadır. ABD, İngiltere, İspanya, İsrail, Almanya ve daha birçok ülke başkanları esasında kendi yarattıkları kaosu haklı çıkarmak amacı ile aynı retorik ile, özgürlük ve demokrasiden dem vurarak İran toplumunu kışkırtmaktadır. Bizim Gezi Parkı dolayısı ile tanıdığımız, “Ayakta Duran Adam”, “Kırmızı Fular’lı Kız” gibi  ideal sembolleştirme algısı İran’da da “Başörtüsünü Çıkaran Kız” vb. şekilde yapılmaktadır.

Yakın tarihte malesef İran’ı zor günler beklemektedir. İran’da meydana gelen kriz Türkiye olarak bizi de etkilemektedir ve kaos yatıştırılmaz ise olumsuz manada bize de bir yansıması olacaktır. Her ne kadar tarihi realitede İran, Osmanlı dolayısı ile bizim için öteki olmuş olsa da ortak tarihi geçmiş ve barındırdığı 40 milyona yakın Türk nüfusu ve Müslümanlığı dolayısı ile bizim için birçok şey ifade etmektedir. Bundan da ziyâde son şekillenen küresel sistemde bizim için bir müttefiktir. Özelliklede geçtiğimiz aylarda gerçekleştirilmek için büyük bir adım atılan İpek Yolu projesinin en önemli ekonomik ayağıdır ki bu proje bile başlı başına büyük para babalarının İran üzerinde oyun oynamalarının yegane sebebi olabilir.

Umut Güner